KadınPod #36 | Roxane Gay

KadınPod’un 36. bölümünde, ‘’Kötü Feminist’’ kitabının yazarı Roxane Gay’in hikayesini anlatıyorum. Yazar, “Hiç feminist olmamaktansa kötü bir feminist olmayı tercih ederim.” diyerek derin bir tartışmanın kapılarını aralıyor.

Bu yazıyı podcast olarak dinlemek için:


ROXANE GAY

"Hiç feminist olmamaktansa kötü bir feminist olmayı tercih ederim.’’ diyor Roxane Gay. Basit bir cümle gibi görünse de, aslında içinde çok derin bir tartışma konusunu barındırıyor. Tam da bu sebeple, tüm o tartışmaları yaptığı ve dünyaca ünlü bir yazar haline gelmesini sağlayan kitabına ‘’Kötü Feminist’’ adını veriyor. Bu bölümde hem kendisinin hayatını, hem de ‘’Kötü Feminist’’ kitabında üzerinde durduğu konuları bir arada konuşmak istiyorum. Başlamadan önce de 3 soru soruyorum kendime.. İyi feminist diye bir şey var mı? Başkasını neye göre kötü feminist olarak tanımlıyoruz? En önemlisi de, böyle tanımlamalar yapmaya gerçekten ihtiyacımız var mı? 

Hazırsanız, cevaplarını hep birlikte bulalım.

Roxane Gay, 15 Ekim 1974 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nin Nebraska eyaletinin Omaha şehrinde dünyaya geliyor. Haiti kökenli bir aileden gelen Roxane, ilk denemelerini gençlik yıllarında yazmaya başlıyor. Bu dönemde yazdığı eserlerin çoğunda, 12 yaşındayken erkek arkadaşı ve onun arkadaşları tarafından uğradığı cinsel istismarın etkileri hissediliyor. Görece varlıklı bir aileden gelmesi sebebiyle, 30 yaşında kadar çok fazla maddi sorunla karşılaşmıyor ve oldukça verimli bir eğitim süreci geçiriyor. Lisans eğitimine Yale Üniversitesi’nde başlıyor fakat buradaki eğitimini 3. sınıfta yarım bırakarak bir süreliğine Arizona’ya gidiyor. Sonrasında, lisans eğitimini Norwich Üniversitesi’nde tamamlıyor. Ardından, yaratıcı yazarlık alanında yüksek lisans yapmak üzere Nebraska Üniversitesi’ne gidiyor. 2010 yılında da, Michigan Teknoloji Üniversitesi’nde Retorik ve Teknik İletişim alanında doktorasını tamamlıyor.

Doktora derecesini tamamladıktan sonra akademik öğretim kariyerine başlıyor. İlk olarak 2014’e kadar Eastern Illinois Üniversitesi'nde yardımcı doçent, ardından 2018'e kadar Purdue Üniversitesi Güzel Sanatlar Yüksek Lisans programında yaratıcı yazarlık alanında doçent oluyor. 2019 yılında ise Yale Üniversitesi'nde misafir profesör olarak görev yapmaya başlıyor.

Roxane Gay’in yazarlık kariyeri de akademik kariyeri gibi dolu dolu geçiyor. 2011 yılında ilk kısa öykü kitabı olan Ayiti yayınlanıyor. 2014 yılında ise ilk romanı An Untamed State ve ilk denemesi olan Bad Feminist yayınlanıyor. Türkçe’ye Evcilleşmemiş Devlet olarak çevirebileceğimiz romanda fidye için kaçırılan Haiti kökenli Amerikalı bir kadının yaşamı anlatıyor. Romanda öne çıkan temalar; ırk, ayrıcalıklar, cinsel şiddet ve göçmenlik oluyor. 

İsminin dünyanın birçok yerinde bilinmesini sağlayacak eseri ise Türkçe çevirisiyle adı Kötü Feminist olan deneme kitabı oluyor. Gay, New York Times’ın çok satanları arasında giren bu kitabında feminizmi ve feminizme neden ihtiyacımız olduğunu toplumsal olaylar, popüler kültür, ayrımcılık ve yaşanılan hayal kırıklıkları üzerinden ele alıyor. Özellikle de, feminizm ya da feminist kelimesinin olumsuz hatta çoğu kez bir hakaretmiş gibi kullanılmasına oldukça sert bir tepki gösteriyor. 

Aslında bu noktada, biraz da feminist hareketin sırtına yüklenmiş olan birtakım şeylerden bahsettiğini söyleyebiliriz. Bu durumu kitabında şu şekilde açıklıyor;

‘’Doğrusunu söylemek gerekirse, feminizm kusurlu, çünkü insanlar tarafından sürdürülen bir hareket ve insanların da doğal kusurları vardır. Ama nedense, feminizm hareketini istediğimiz her şeyi vermesi ve her zaman en iyi seçenek olması gereken mantıksız bir standarta tabi tutuyoruz. Feminizm beklentilerimizi karşılamadığında da, sorunun bu hareketi temsil eden insanların kusurlarından değil, feminizmin kendisinden kaynaklandığına karar veriyoruz.’’

Feminist olma, kendini feminist olarak tanımlama yolculuğunu anlatan birçok kadında gördüğümüz ortak bir tema var. O da ilk başta bunu söylemekten ne kadar çekindikleri üzerine. Hatta, hala daha söylemeye çekinen birçok kadın olduğunu kendi çevrelerimizden de gözlemleyebiliyoruz. Roxane Gay, 2015 yılında Kötü Bir Feministin İtirafları başlığıyla yaptığı ünlü TED konuşmasında bu konuya şu şekilde değiniyor;

‘’Ben bir feministim, ama oldukça kötüsü. Bu yüzden kendime Kötü Feminist adını veriyorum. Ya da en azından bir yazı yazdım ve sonra bir kitap yazdım, adı "Kötü Feminist" olan. Sonra röportajlarda insanlar bana Kötü Feminist demeye başladı. Böylece biraz kendi içimde bir espri ve gönüllü bir provokasyon olarak başlayan şey bir konu hâline geldi. 20’li yaşlarımda feministlerin kıllı, öfkeli, erkeklerden ve cinsellikten nefret eden kadınlar olduğuyla ilgili garip düşüncelerim vardı. Bu günlerde dünyada kadınlara nasıl davranıldığına bakıyorum ve özellikle öfke tamamen mantıklı bir cevap gibi geliyor. Ancak o zamanlar, feminist olduğumu ortaya attığımda insanların verdiği tepkilerden dolayı endişeleniyordum.’’ 

Evet, bir kadının kendini feminist olarak tanımlaması zaten belli bir süreç alırken, sonrasında yetmezmiş gibi bir de İyi Feminist, Kötü Feminist oynamaya başlıyoruz. Roxane Gay aynı konuşmasında, benim de hassas noktalarımdan biri olan Beyoncé örneğini vererek sözlerine şu şekilde devam ediyor;

’Pek çok kadın, özellikle çığır açan kadınlar ve endüstri liderleri feminist olarak yaftalanmaktan korkuyorlar. O etiketin anlamından ve gerçekçi olmayan beklentilere uygun olarak yaşayamamaktan korktuklarından. Örneğin, Beyoncé’yi ele alın. Son yıllarda göze çarpan bir feminist olarak ortaya çıktı. 2014 MTV Video Müzik Ödülleri'nde, 3 metre yüksekliğindeki "feminist" kelimesinin önünde performans sergiledi. Bu pop yıldızının açıkça feminizmi kucaklamasını, genç kadınlara ve erkeklere feminist olmanın kutlanacak bir şey olduğunu belirtmesini görmek olağanüstü bir manzaraydı. Zaman geçtikten sonra, kültür eleştirmenleri Beyoncé'nin gerçekten feminist olup olmadığını tartışmaya başladılar. Yetişkin ve başarılı bir kadının sözlerini sadece kabul etmek yerine, onun feminizmini sorgulamaya başladılar.’’

Herhangi birinin feminizmini sorgulamaya başladığımız anda aslında kendimize sormamız gereken birinci soru şu olmalı: Buna hakkımız var mı? Bu soruya gerekli cevabı verdikten sonra, sormamız gereken ikinci soru ise: Bunu sorgulamaya ihtiyacımız var mı? Ben bu soruları sorduktan ve cevaplarını verdikten sonra şunu fark ediyorum; bir kişi feminist kimliğini benimsiyor ve feministim demeye çekinmiyorsa öncelikle kendi hayatını değiştirmeye başlıyor. Sonrasında kendi çevresindeki kadınların hayatlarına dokunmaya başlıyor. Bu dokunuşlar bazıları için çok değerli ya da daha az değerli görülebilir, fakat bu onlara kimseyi kötü feminist olarak tanımlama hakkını vermemeli.

Benim burada anlatmak istediğim şeyi, Roxane Gay ise şu şekilde anlatıyor; 

‘’Feministlerden mükemmeliyet talep ediyoruz, çünkü hâlâ çok şey için savaşıyoruz, çok şey istiyoruz ve kahretsin ki çok fazlasına ihtiyacımız var. Mantıklı, yapıcı eleştirinin çok ötesine gidiyoruz, herhangi bir kadının feminizmini parçalarına ayırıncaya, geriye bir şey kalmayıncaya dek paramparça edene kadar. Bunu yapmamız gerekmiyor. Kötü feminizm ya da aslında daha kapsamlı feminizm bir başlangıç noktası.’’

Roxane Gay sonrasında birçok farklı esere daha imza atıyor. 2016 yılında Marvel serilerinden Black Panther World of Wakanda’nın yazarlarından biri olduğu duyuruluyor ve şirketin ilk siyahi kadın yazarlarından biri oluyor. 2017 yılında Difficult Women adlı kısa hikayelerden oluşan kitabı çıkıyor. Bu kitabında, toplumun tırnak içinde ‘’normal’’ gördüğü yaşamlardan daha farklı hayatlar yaşayan kadınların hikayesini anlatıyor. Aynı yıl bir diğer kitabı olan Hunger yayınlanıyor. Bu kitabında ise kendi beden olumlama sürecini ve yemek yemekle kurduğu pozitif ilişkiyi anlatıyor. 2018 yılında ‘’Tecavüz kültüründen gönderiler’’ alt başlığıyla Not That Bad isimli kitabı yayınlanıyor. Birçok gazete ve dergide de editörlük görevleri üstleniyor.

Umuyorum ilk başta sorduğumuz 3 sorunun cevabını sizler de kendi içinizde bulabilmişsinizdir. Feminizm dediğimiz şey, çok fazla durağı olan bir otobüs yolculuğu gibi aslında. Her yeni durakta farklı bir şey öğreniyor, keşfediyoruz. Bazen çok fazla hareket etmek istemiyoruz, bir durakta dinleniyoruz. O durakta bizi çok fazla yemek çeşitlerinin olduğu bir restoran bekliyor diyelim. Nasıl herkesin kendine göre bir yoğurt yiyişi varsa, bizde orada ne yemek istiyorsak onu tercih ediyoruz. Lütfen kimsenin hayır onu yeme, bunu ye demesine aldırmayın. Bu sizin yolculuğunuz. Bizi biz yapan, sadece aynı otobüste oluşumuz. Gittiğimiz yer aynı olabilir fakat hepimiz aynı şekilde gitmek zorunda değiliz. 

Bölümü de yine Roxane Gay’in cümlelerinden biriyle kapatmak istiyorum;

‘’Feminizmimize cesurca sahip çıkabiliriz -- iyi, kötü ve ikisinin arasında bir yerde. Kitabım Kötü Feminist'in son satırı şöyle diyor, "Hiç feminist olmamaktansa kötü bir feminist olurum daha iyi." Bu pek çok sebepten dolayı doğru, çünkü bir zamanlar sesim benden çalınmıştı ve feminizm sesimi geri almama yardımcı oldu.’’

Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!


KAYNAKÇA

https://en.wikipedia.org/wiki/Roxane_Gay

https://www.ted.com/talks/roxane_gay_confessions_of_a_bad_feminist?language=tr#t-3651

https://roxanegay.com/books/

https://1000kitap.com/yazar/roxane-gay

YORUM YAPILMAMIŞ

YORUMUNUZU GÖNDERİN