KadınPod #25 | Jacinda Ardern

KadınPod’un 25. bölümünde, son yıllarda kadın liderliği denildiği zaman akla gelen ilk isimlerden biri olan, 37 yaşında ülkesi Yeni Zelanda’da başbakan seçilen Jacinda Ardern’ın yaşamını anlatıyorum.

Bu yazıyı podcast olarak dinlemek için:


JACINDA ARDERN

Siyaset tarihini ezberleri devam ettiren değil, ezberleri bozan liderler yazıyor. İşte o liderden birisi de, 37 yaşında ülkesinin başbakanlık koltuğuna oturan ve dünyanın modern zamanların en büyük krizlerinden geçtiği dönemde diğer ülkelerdeki mevkidaşlarından çok daha başarılı olan bir kadın, Jacinda Ardern. Bu sefer tarihte çok geriye gitmiyoruz. Günümüzü konuşuyoruz ve Yeni Zelanda başbakanı Jacinda Ardern’in hayatını konuşurken, kendisi için neden ‘’dünyanın ihtiyacı olan lider tipi’’ dendiğini daha iyi anlıyoruz.

Hazırsanız, daha 40 yaşında her geçen gün üstüne koyarak ilerleyen, son günlerde kadın liderliği denilince dünyada herkesin aklına gelen ilk isimlerden biri olan, nice ezberleri bozmuş bu başarılı kadının yaşamını daha yakından inceleyelim.

Jacinda Ardern, 26 Temmuz 1980 tarihinde Yeni Zelanda’nın Hamilton şehrinde doğuyor. Babası polis memuru, annesi ise yemek servisi asistanı olan Ardern, ilkokul ve ortaokul yıllarında okulunun mütevelli heyetinde öğrenci temsilcisi olarak görev alıyor. Aslında, daha o yaşlardan ilerideki kariyerinin sinyallerini de veriyor diyebiliriz. O yıllarda, okurken aynı zamanda yerel bir balık dükkanında da çalışmaya başlıyor. 2001 yılında, Waikato Üniversitesi’nde siyaset ve iletişim üzerine lisans eğitimini tamamlıyor. Siyasete olan ilgisi, İşçi Partisi üyesi olan teyzesi sayesinde başlıyor. Öncelikle, 17 yaşında partiye katılıyor ve kısa süre içerisinde partinin gençlik kollarının öne çıkan isimlerinden biri oluyor. Sonrasında yine teyzesinin teşviğiyle, 1999 seçimlerinde parti adayının kampanya sürecinde görev alıyor. Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra da, dönemin çeşitli politikacılarının yanında araştırmacı olarak çalışmaya başlıyor. Bir süre New York’ta yaşıyor ve orada da hem gönüllü çalışmalarda hem de işçi haklarına yönelik kampanyalarının yürütülmesinde yer alıyor.

Ardından, Londra’ya taşınıyor. Londra’da, uzun yıllar İngiltere Başbakanlığı yapmış Tony Blair’in kıdemli politik danışmanlarından biri oluyor. Aynı zamanda bir süre boyunca, İngiltere ve Galler’deki politik faaliyetleri incelemek amacıyla Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığı’nda da çeşitli görevler alıyor. 2008 yılının başında, Uluslararası Sosyalist Gençlik Birliği’nin başkanı seçiliyor. Bu görevi sayesinde, Ürdün, İsrail, Cezayir ve Çin başta olmak üzere birçok ülkede zaman geçirme ve inceleme yapma fırsatı elde ediyor.

Ülkesi Yeni Zelanda’da 2008 yılında gerçekleştirilecek olan seçimler öncesinde, kendisinin İşçi Partisi’nin listelerinde 20. sırada yer aldığı açıklanıyor. Bu sıralamanın, henüz milletvekilliği tecrübesi olmayan birisi için oldukça yüksek bir sıralama olduğu söyleniyor. Çünkü, bu sıralama seçimlerde parlamentoya girme şansını oldukça artırıyor. Bu sebeple de, Ardern seçim öncesi kampanya süreçlerinde tam zamanlı yer alabilmek için Londra’dan Yeni Zelanda’ya dönüyor. İşçi Partisi’nin görece daha kuvvetli olduğu ve garanti görülen bölgelerinden Waikato’dan aday oluyor. Oylama sonucunda hedeflediği başarıyı elde edemiyor fakat parti listesindeki yerleşimi sayesinde milletvekili oluyor. Bu sonuç onun Yeni Zelanda Parlamentosuna girmiş en genç milletvekili ünvanına sahip olmasına yol açıyor. Kısa bir süre içerisinde de, partinin Gençlik İşleri Sözcüsü görevine getiriliyor.

2011 yılındaki seçimlerde yine hedeflediği başarıyı elde edememesine rağmen parti listesinde 13. sırada yer alması sebebiyle parlamentodaki yerini kaybetmiyor. Fakat partinin yenilgisi sebebiyle genel başkan istifa ediyor ve parti yönetimi değişiyor. Yönetimin değişmesiyle birlikte, listelerde 4. sıraya yükseliyor ve partinin sosyal gelişim sözcüsü oluyor. 2014 genel seçimlerinde oylarını yükseltse de yine 2011’dekine benzer bir sonuç alarak rakibinin gerisinde kalıyor. Tekrar bir genel başkan değişiminin ardından, bu sefer Adalet, Çocuklar, Küçük İşletmeler, Sanat ve Kültür sözcüsü oluyor. Bu dönemde özellikle parasız eğitim, kürtaj yasağının kaldırılması ve çocuklar arasında yoksulluğun yok edilmesi gibi konularda mücadele veriyor.

2017 Ağustos’unda, genel seçimden sadece 7 hafta önce, parti içinden büyük destek alarak İşçi Partisi’nin lideri oluyor. Partinin en genç milletvekili ünvanının yanına bir de partinin en genç lideri ünvanını da ekliyor. Aynı zamanda partinin de tarihteki 2. kadın lideri oluyor. Muhalefetin yeni lideri olarak çıktığı ilk basın toplantısında, gelecek seçimlerdeki kampanyasının tamamen pozitiflik üzerine kurulacağını söylüyor. Kendisinin başa gelmesinin ardından, İşçi Partisi’ne halk tarafından yapılan bağışlarda hızlı bir artış görülmeye başlanıyor. Aynı şekilde, anketlerde de İşçi Partisi hızla oylarını artırmaya başlıyor. Kendisinden önce %24 olan oy oranı, %43’lere yükseliyor. Genel seçimlerden önceki birkaç gün içinde yapılan anketlere göre de, iktidarla muhalefet arasında oy farkı oldukça azalıyor.

19 Ekim 2017'de gerçekleştirilen seçimler sonucunda Ulusal Parti %46.03 oy oranıyla birinci parti, Jacinda Ardern'nin liderlik yaptığı Yeni Zelanda İşçi Partisi ise %36.89 oy oranıyla ikinci parti oluyor. Fakat üçüncü parti New Zealand First ile yaptıkları koalisyona Yeşiller Partisi'nin dışarıdan destek vermesinin ardından, Jacinda Ardern 37 yaşında Yeni Zelanda’nın tarihteki 3. kadın başbakanı ve ülkenin 1856'dan bu yana göreve gelen en genç başbakanı oluyor.

Göreve gelmesinden kısa bir süre sonra, Ocak 2018’de hamile olduğunu, Haziran’da doğum iznine ayrılacağını ve bu tarihten itibaren altı haftalık bir süre için görevi başbakan yardımcısına devredeceğini açıklıyor. Bu durum, kendisine bir yeni ünvan daha kazandırıyor. Çünkü, Pakistan Başbakanı Benazir Butto'nun ardından dünyada görevdeyken anne olan ikinci seçilmiş lider oluyor. Dünya siyaset tarihine bıraktığı en ikonik görüntülerden biri ise küçük kızıyla beraber Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılması oluyor. Özellikle, doğumunun ardından işini sürdürüş biçimiyle kadınların siyaset içindeki yeri konusunda dünyanın birçok yerinde önyargıların sorgulanmasına neden oluyor.

Jacinda Ardern kızıyla birlikte BM Genel Kurulu'nda / Fotoğraf: Don Emmert

Başbakanlık döneminde gördüğü en büyük krizlerden ilki 15 Mart 2019 tarihinde Yeni Zelanda’nın Güney Adası’ndaki Christchurch kentinde cuma namazı esnasında iki camiye silahlı saldırı yapılması oluyor. 50 kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından verdiği mesajlar, aldığı tavır ve kararlarla tüm dünyanın takdirini topluyor. Saldırıdan sonra saldırıdan etkilenen ailelerle bir araya geliyor, onların acısına ortak olmaktan çekinmiyor, konuşmasında Kur'an'dan ayetler okuyor, başörtüsü takıyor, teröristin adını asla anmıyor ve hızlı bir şekilde ülkede silah satışına kısıtlama getiriyor.

Guardian yazarı Suzanne Moore kriz anındaki duruşunu ise şu sözlerle ifade ediyor; "Martin Luther King, sahici liderlerin uzlaşma aramayıp, kendilerinin bir uzlaşma yarattıklarını söylemişti. Ardern da, eylemiyle, şefkati ve birleştiriciliğiyle yol göstererek farklı bir uzlaşma yarattı. Terör farklılıkları görür ve yok etmek ister. Ardern farklılıkları görüyor ve onlara saygı gösteriyor, kucaklıyor ve bağ kuruyor."

Başbakanlıktaki ilk döneminde karşılaştığı ikinci büyük kriz ise Covid-19 pandemisi oluyor. Fakat bu süreci de oldukça iyi bir şekilde yöneterek, ülkesinin dünyanın birçok yerindeki gazetelerde ‘’Covid-19 salgınını en iyi yöneten ülke’’ başlıklarıyla anılmasını sağlıyor. Beş milyon nüfuslu ülkede, bugüne kadar yalnızca 2 bin 300 vaka ve 25 ölüm tespit ediliyor. Uzun bir süre vaka görülmemesine rağmen, ülkenin en büyük kentinde üç yeni vaka çıkar çıkmaz sokağa çıkma yasakları geri getiriliyor. Ardern, hemen ardından ülke tarihindeki en geniş kapsamlı aşılama programını da duyuruyor. “Tüm Yeni Zelandalılar’ı kapsayacak ve bunu ücretsiz yapacak kadar aşı satın aldık. Aşılama programı, vize durumlarına bakılmaksızın Yeni Zelanda’daki herkesi kapsayacak” açıklamasını yapıyor. Ayrıca, satın aldıkları aşılardan komşusu küçük devletlere de ücretsiz dağım yapacaklarını duyuruyor.

Koronavirüs sürecinde halkının güvenini kazanması, aynı zamanda 2020 senesinin ülkesinde seçim senesi olması sebebiyle de oldukça etkili oluyor. Seçim öncesi yapılan anketlerde İşçi Partisi açık ara önde gidiyor. 17 Ekim 2020 tarihinde seçim sandığından çıkan sonuç ise Jacinda Ardern’in net ve tartışılmaz zaferi oluyor. %49,15'lik oy oranıyla sandıktan birinci parti olarak İşçi Partisi’nin çıkmasıyla, 1996'dan bu yana koalisyon hükümetleri ile yönetilen Yeni Zelanda’da ilk kez bir parti tek başına iktidar oluyor. Ana muhalefet lideri bile Ardern’ı aldığı “olağanüstü sonuçtan” ötürü tebrik ediyor.

Evet, buraya kadar henüz daha 40 yaşında olan bir siyasi liderin hayatını anlattım. Hikayenin devamı nasıl olacak bilmiyoruz fakat başarılarla dolu olacağı bana kalırsa kesin gibi.

Jacinda Ardern’i benim için özel kılan şey, kendisinin dünyanın senelerdir ezberlediği siyasetçi kimliğinden çok farklı olması. Gerçek bir ezber bozan diyebiliriz. Kadın, genç, pozitif, çatışmacılıktan uzak uzlaşmacı ve çözüm odaklı, yenilikçi.. Bir solukta dinlerken ne kadar da hoş geliyor kulağa değil mi? Ama bir de bakıyoruz ki, dünyanın büyük bir kısmı böyle bir lider tipine oldukça yabancı. Aynı zamanda bir o kadar da ön yargılı..

Kendisinin kariyeri ve başarıları haricinde de vurgulamamız gereken birtakım noktalar olduğunu düşünüyorum. Ne bunlar? Bizim gibi ülkelerin gerçekliğinde olmayan şeyler.. Kendisi 2014’te milletvekiliyken müzik festivalinde DJ'lik yapmış, aile yaşamını dayatılana göre değil istediği gibi kurgulamış, siyasetin sadece saçları beyazlamış erkeklerin yaptığı bir şey olmadığını ve bir başbakanın da doğum iznine çıkabileceğini tüm dünyaya göstermiş, başbakanlık ve annelik kimliklerini nasıl bir arada yürütmeye çalıştığını çekinmeden paylaşmış ve kendinden kat be kat deneyimli siyasetçilere göre en zor krizlerin üstesinden başarıyla gelmiş..

Biz o kadar alışmışız ki, fotokopi ile çoğaltmış gibi duran siyasetçilere.. Jacinda Ardern için neden ‘’dünyanın ihtiyacı olan lider tipi’’ başlıkları atıldığını çözmekte zorlanıyoruz. Zorlanmaya devam ettikçe de, sonuçlarına katlanıyoruz. Siyasi, teknolojik, ekonomik ya da sosyal ezberlerin her gün bozulduğu bir dünyada, yüzyıl öncenin ezberleriyle yaşamaya çalışırsanız, doğal olarak sonuçlarına katlanmak da kaçınılmaz oluyor. Dilerim insanlar birçok önyargısından kurtulur ve gerçekten potansiyeli olan kişilerin kendilerine liderlik etmelerinin önünü açar. Açmazlarsa da kendileri bilir, açanların başarılarını okumakla yetinirler.

Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!




KAYNAKÇA

Wikipedia: https://en.wikipedia.org/wiki/Jacinda_Ardern 

BBC: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47651471 / https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47636067 

Medyascope: https://medyascope.tv/2021/02/15/dunyadan-goze-carpan-koronavirus-haberleri-avustralya-ve-yeni-zelandada-asilama-basliyor-guney-kore-ve-lubnanda-kisitlamalar-yumusatiliyor-dunya-genelinde-cok-sayida-genc-salgin-sebebiy/

Sputnik:https://tr.sputniknews.com/asya/201710201030679003-yeni-zelanda-en-genc-basbakan/

Independent Türkçe:https://www.indyturk.com/node/287146/dünya/dört-ilaç-şirketiyle-anlaşan-yeni-zelanda-komşu-ülkelere-de-ücretsiz-aşı-dağıtacak

YORUM YAPILMAMIŞ

YORUMUNUZU GÖNDERİN