KadınPod #24 | Neval El Seddavi

KadınPod’un 24. bölümünde ülkesi Mısır’dan sesini yükselten, Arap toplumlarında kadının konumunu eleştirel bir dille kaleme alan feminist yazar, aktivist ve psikiyatrist Neval El Seddavi’nin yaşamını anlatıyorum.

Bu yazıyı podcast olarak dinlemek için:


NEVAL EL SEDDAVİ

"Bana vahşi ve tehlikeli bir kadın olduğumu söylediler. Ben gerçekleri söylüyorum. Gerçekler de vahşi ve tehlikeli!” diyerek büyüdüğü toplumun düzenine eleştiri getiren, o düzeni düzeltebilmek için edebiyat aracılığıyla sesini duyurmaya çalışan, feminist edebiyatın önemli yazarlarından Neval El Seddavi, 21 Mart 2021 tarihinde yaşama veda etti ve bu dünyaya 60’ya yakın eser bıraktı.

Kadın haklarını savunmak dünyanın her yerinde eşit ölçüde zor değil. Bazı yerlerde çok daha zor. Ülkesi Mısır’dan sesini yükseltebilmiş olan, yaşamı boyunca Arap toplumunda kadının konumunu eleştirel bir dille kaleme alan Neval El Seddavi’nin hikayesinin özellikle bu sebeple oldukça değerli olduğunu düşünüyorum. Hazırsanız, kendisini daha yakından tanıyalım.

Neval El Seddavi, 27 Ekim 1931 tarihinde Nil Nehri kıyısındaki Kafr Tahla köyünde doğuyor ve dokuz çocuklu bir ailenin 2. çocuğu olarak dünyaya geliyor. 6 yaşındayken, kadın sünneti denen cinsel organ tahribatına maruz bırakılıyor. Tıbbi olmayan nedenlerle kadın üreme organlarının kısmen ya da tamamen çıkarılması anlamına gelen kadın sünneti, özellikle Afrika, Asya ve Orta Doğu’nun bazı ülkelerinde hala daha uygulanmaya devam ediyor. Tüm çocuklarının eğitim alması konusunda ısrarcı olan Seddavi’nin babası Eğitim Bakanlığında devlet memuru olarak çalışıyor. 1919 Mısır Devrimi sırasında İngilizlere karşı mücadele eden isimler arasında yer alıyor. Bunun üzerine de, Nil deltasında küçük bir kasabaya sürgün ediliyor ve devlet on yıl terfi vermeyerek kendisini cezalandırıyor. İleri görüşlü olarak tanımlanan baba, özellikle kızına kendi benliğine saygı duyması konusunda sürekli öğütler veriyor. Seddavi’nin annesinin ve anne tarafından büyükannesinin de birçok kaynakta Osmanlı/Türk kökenli olduğu söyleniyor.

Ailesi, Seddavi’yi 10 yaşındayken evlendirmeye çalışıyor fakat kendisinin güçlü bir direnişiyle karşılaşıyorlar. Bu dönemde annesi de ona destek oluyor. İlk romanını 13 yaşında yazan Seddavi, küçük yaştan itibaren içinde bulunduğu toplumda erkek çocuklarının kız çocuklarından 'daha değerli' görüldüğünü fark ediyor. Anneannesinin ona "Bir oğlan çocuğu 15 kıza bedeldir. Kız çocuğu yıkımdır!” dediğinde ayağını öfkeyle yere vurduğu söyleniyor. Aynı zamanda, verdiği röportajlardan birinde ona en çok ilham veren kişinin babaannesi olduğunu söylüyor. Yaşadıkları köyün lideri olarak görülen babaannesinin güçlüce ve korkusuzca İngiliz sömürgeciliğine ve Kral Faruk’a karşı direnmesinden oldukça etkileniyor. Din ve politika gibi konularda da ilk derslerini, karakterinden ve cesaretinden etkilendiği babaannesinden alıyor.

Her iki ebeveyni de genç yaşta ölüyor ve bir bakıma ailenin tüm sorumluluğu da kendisine kalıyor. 1955 yılında Kahire Üniversitesi'nin Tıp Fakültesi’nden mezun oluyor. O yıllarda, tıp fakültesinde tanıştığı okul arkadaşı Ahmed Helmi ile evleniyor ve bir kız çocukları oluyor. Fakat bu evlilik sadece iki yıl sürüyor. Seddavi özellikle tıbbi uygulamalar aracılığıyla devam eden baskıcı kültürel uygulamalar, ataerkil yapı, sınıfsal ve emperyalist baskının kadında yarattığı fiziksel ve psikolojik problemler üzerine çalışıyor. Ayrıca, doğduğu yer olan Kafr Tahla'da doktor olarak çalışırken, taşra kadınlarının karşılaştığı zorluklar ve eşitsizlikler üzerine çeşitli gözlemler yapıyor. Bu yıllarda, yine oldukça kısa süren ikinci evliliğini yapıyor.

Hastalarından birini aile içi şiddette karşı koruma mücadelesi verirken, Kahire'ye geri çağrılıyor ve Halk Sağlığı Bakanlığı’na müdür oluyor. Sağlık Bakanlığı’nda çalıştığı dönemde Sherif Hetata ile tanışıyor. Seddavi’nin yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Hetata hem doktorluk hem de yazarlık yapıyor. Seddavi ve Hetata 1964 yılında evleniyorlar ve bir erkek çocukları oluyor. 43 yıl süren evlilikleri 2010 yılında boşanmayla sonuçlanıyor.

1972'de ilk kitabı Kadın ve Seks yayınlanıyor. Kadın sünneti de dahil olmak üzere kadın bedenine yönelik çeşitli saldırıları ve kadınların cinsel yaşamlarının baskı altına alınmasına karşı görüşlerini dile getirdiği kitap, ikinci dalga feminizmin temel kitaplarından biri olarak kabul ediliyor. Bu kitabın yayınlanması ve sonrasında birtakım politik faaliyetlerin başlaması üzerine, Seddavi Sağlık Bakanlığı’ndaki görevinden alınıyor. Bu görevle birlikte eş zamanlı olarak yürüttüğü Sağlık Dergisi’ndeki baş editörlük ve Mısır Tıp Derneği’nde genel sekreter yardımcılığı pozisyonlarını da kaybediyor. Sonrasında, 1973'ten 1976'ya kadar Kahire’de bir üniversitede kadın ve sinir hastalığı üzerine araştırmalar yapan Seddavi, 1979 yılından 1980 yılına kadar da, Birleşmiş Milletler’in Afrika ve Orta Doğu Kadın Programı’nda danışmanlık görevini üstleniyor.

Seddavi, Sağlık Bakanlığı’ndaki ve Sağlık Dergisi’ndeki başeditörlük görevlerinden alındıktan sonra, sonunda yapmak istediği araştırma için çalışma fırsatı buluyor diyebiliriz. Bu dönemde yaptığı araştırmalar sırasında, 1974 yılında Kanatır Kadın Cezaevi’nde tanıştığı idam mahkûmu Firdevs’in hikayesi, en çok bilinen eserlerinden biri olan Sıfır Noktasındaki Kadın kitabını ortaya çıkarıyor. Psikiyatrist olarak gittiği cezaevinde tanıştığı Firdevs’in hikâyesini, “Korkunç, yine de harikulade bir öyküydü bu” şeklinde ifade ediyor.

1975 yılında yayınlanan ve dünya çapında milyonlarca kez okunan kitaptan birkaç alıntıyı da sizlere okumak istiyorum;

"Geçmişimde, çocukluğumda kayda değer bir şey yoktu; ne aşk ne de başka bir şey. Bu yüzden benim söylediğim her şey gelecekle ilgiliydi. Çünkü gelecek, istediğim renklerle boyamak üzere hâlâ benimdi. Özgürce karar vermek, istersem değiştirmek üzere hâlâ benim..."

‘’Erkekler kadının değerini bilemez Firdevs, kendi değerini belirleyen kadındır.’’

‘’Niçin anneler, kızlarının erkeklerle aynı olduğunun farkına varmıyorlar ya da erkekler, kadınları kendi eşitleri ve hayat ortakları olarak görmüyorlardı? Niçin toplum bir kadına, bedenini olduğu kadar zihnini de kullanarak normal bir hayat sürme hakkı tanımıyordu?’’

1977 yılında, Seddavi’nin bir diğer kitabı olan Havva'nın Gizli Yüzü yayınlanıyor. Bu kitabıyla, kadın sünnetine karşı mücadelesini sürdürmeye devam ediyor. Bunun kadınları baskı altında tutmanın araçlarından biri olduğunu savunuyor. Aynı zamanda köylerde doktorluk yaparken karşılaştığı cinsel suistimal, taciz vakaları ve ‘’namus cinayetleri" ile fuhuşu da anlatıyor. Kitap kendisine yönelik tepkilerin büyümesine yol açıyor.

1981 yılında Çatışma adlı feminist bir derginin yayınlanmasına yardımcı olan Seddavi, Mısır hükümeti tarafından münakaşacı ve tehlikeli biri olarak görülmeye başlanıyor. Hükümetin kendisine yönelik görüşünün sonuçlarından biri de dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın kendisini tutuklatması oluyor. Seddavi yıllar sonra verdiği bir röportajda dönemi şu sözleriyle anlatıyor; ‘’Sedat’a inandığım için tutuklandım. Kendisi bu ülkede demokrasi olduğunu, çok partili bir sistem olduğunu ve eleştiri getirebileceğimizi söyledi. Ben de onun politikalarını eleştirdim ve hapse girdim.’’ 

Seddavi’nin ‘’sözde demokrasi’’ olarak tanımladığı dönemde hapse girmesi, kadınların yaşadıkları zulme karşı mücadele etmesini engellemiyor ve hapiste olduğu dönemde bile çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor. Bu dönemde, Mısır’daki ilk yasal ve bağımsız feminist derneği olarak Arap Kadınları Dayanışma Derneği’nin kurulmasına öncülük ediyor. Hapishane yönetimine ilettiği kalem ve kağıt talebi reddedilse de, siyah kaş kalemi ve tuvalet kağıdı rulolarını düşüncelerini kayıt altına almak için kullanmaya devam ediyor. Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın suikaste uğrayarak öldürülmesinden bir ay sonra, Seddavi serbest bırakılıyor. "Bir kalem alıp yazmaya başladığımdan beri tehlike hayatımın bir parçası oldu. Yalan söylenen bir dünyada hiçbir şey gerçekten daha tehlikeli değildir.” diyen Seddavi’nin hapis hatıraları 1983 yılında Kadın Hapishanesinden Hatıralar adıyla yayınlanıyor. 

1988 yılında aldığı ölüm tehditleri nedeniyle Mısır’dan çıkmak zorunda kalıyor ve Amerika Birleşik Devletleri’nde sürgün hayatı yaşamaya başlıyor. Washington Üniversitesi ve Duke Üniversitesi’nde Asya ve Avrupa Dilleri bölümünde ders vermeyi kabul ediyor. Harvard, Yale, Columbia, Georgetown olmak üzere birçok tanınmış kolej ve üniversitede de çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor. 1996 yılında Mısır’a geri dönüyor ve mücadelesini ülkesinde sürdürmeye devam ediyor. 2004 yılında, Avrupa Konseyi tarafından verilen Kuzey-Güney ödülüne layık görülüyor. Aynı yıl, seçimlerde devlet başkanlığına adaylığını koyuyor. 2011 yılında Hüsnü Mübarek yönetimine karşı sokaklara dökülenlerle birlikte Tahrir Meydanı'nda yürüyor.

Eylül 2018’de İsveç’te düzenlenen kitap fuarında Arap Baharı'nın ardından Mısır ve Ortadoğu'da kalkınma konulu bir seminere katılan Seddavi, etkinlikte yaptığı konuşmada "sömürgeci, kapitalist, emperyalist, Amerika Birleşik Devletleri önderliğindeki ırkçı küresel güçler, 2011 Mısır devrimini sona erdirmek için Mısır hükümeti ile işbirliği yaptı.’’ diyor. "Arapça yazmakla beraber sömürgeci, kapitalist, ırkçı ve ataerkil süper güçleri eleştirdiğim için dünyadaki büyük edebi güçler tarafından umursanmıyorum." diyerek de eserlerinin İngilizce ve Fransızca çevirilerinde yaşanan problemlere işaret ediyor. Londra'daki yayıncısı Kadija Sesay ‘’İnsan onunla siyaseten her zaman hemfikir olmayabilir ama bana en çok yazdıkları, ulaştığı başarı ve bunun kadınlar için anlamı ilham veriyor. Özellikle de Afrikalı bir kadınsanız, beyaz olmayan bir kadınsanız, onun yazdıklarından etkilenmeniz kaçınılmaz" diyor.

Kariyerinin başından beri yazmayı sürdüren Seddavi’nin kısa hikaye, roman, oyun, anı, deneme gibi birçok türde kaleme aldığı 60’a yakın eseri bulunuyor. Sıfır Noktasındaki Kadın, Kadının Cennette Yeri Yok, Kahire Saçlarımı Geri Ver, Petrol Diyarında Aşk, Şeytanın Masumiyeti adlı kitapları Türkçe’ye çevriliyor. Eserleri dünya çapında 40’dan fazla dile çevrilerek birçok okuyucuya ulaşıyor. Bazı eserlerinin yazıldığı dönemde defalarca sansüre uğramış olması ve sonrasında Seddavi’nin de asıl nüshalarını kaybetmesiyle eksik olarak yazıldığı söyleniyor. Kariyeri boyunca birçok ödüle ve fahri doktoraya layık görülen Seddavi, çeşitli senelerde TIME Dergisi’nin ve BBC’’nin ’Yılın 100 Kadını’’ listesine giriyor.

Ölümünden kısa bir süre önce Mısır medyasında bir süredir hasta olduğuna dair haberler çıkan Neval el-Seddavi, 21 Mart 2021 tarihinde Mısır’ın başkenti Kahire’de 89 yaşında hayata veda ediyor. Ölümü haberlerde ‘’Mısır’ın feminist sesine veda’’, ‘’Mısır'da cesaretiyle kuşaklar boyu kadınlara ilham veren feminist’’ gibi başlıklarla duyuruluyor.

Birçok başarıya imza atan Seddavi’nin en büyük hayal kırıklığı ise ülkesi Mısır ile ilgili oluyor. Çevirmeni bu hayal kırıklığını şu şekilde açıklıyor; "Tek rüyası ya da umudu Mısır'da kabullenilmekti. Dünyanın her yerinde önemi kabul edildi ama kendi ülkesinden hiçbir şey alamadı.”

Bu güçlü ve kararlı kadının yaşamını anlattığım bölümü yine kendisinin oldukça güçlü bir sözüyle kapatmak istiyorum.

''Yaşam çok sert. Gerçekten yaşayanlar yalnızca ondan daha sert olanlardır."


Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!


YORUM YAPILMAMIŞ

YORUMUNUZU GÖNDERİN