KadınPod #23 | Lilith

KadınPod’un 23. bölümünde, bazı inanışlara göre ilk kadın ve Âdem'in ilk eşi kabul edilen, efsaneye göre eşitsizliğe de meydan okuyan ilk kadın olan Lilith’in hikayesini anlatıyorum.

Bu yazıyı podcast olarak dinlemek için:


LILITH

Medusa bölümünde olduğu gibi bu bölümde de belli bir zamana değil, bir efsanenin içerisine gireceğiz. Mitolojik ya da efsanevi karakterler olsa da, özellikle eril bir bakış açısıyla kaleme alınan kadın hikayelerinde birtakım benzerlikler görüyoruz. Lilith efsanesi de onlardan biri. Bazı inanışlara göre Âdem'in ilk eşi olarak kabul edilen, ilk kadın Lilith. Aynı zamanda eşitsizliğe de meydan okuyan ilk kadın. Hatta kendisini ilk feminist olarak tanımlayanlar da mevcut. Her şey gerçekten daha en başında başlamış olabilir mi? Efsane olsa bile günümüz gerçekleriyle nasıl benzerlikleri var? Hazırsanız, Lilith’in hikayesini tüm detayları ile birlikte inceleyelim.

Lilithle ilgili en eski bilgilere Sümer mitolojisinde rastlanıyor. Sümer rüzgar ve fırtına şeytanı Lil ile Babil dişi şeytanları Lilitu’ların sembolizmleriyle bağlantılı olan Lilith’in kökeni, Sümerce “rüzgar, meltem” anlamındaki “lîl” kelimesine ve MÖ 3.000 yılına kadar uzanıyor. Sümerce’deki anlamıyla lîl kelimesi, Lilith’in herhangi bir şekilde hava unsuru ile bağını ifade ediyor. Buradan yola çıkılarak da, kelimeye “hava, nefes ve ruh” gibi anlamlar tayin ediliyor ve etimolojisinde var olan hava unsuru isme ruhsal bir anlam kazandırıyor. Lilith’in Sümer kabartmalarında tasviri, Sümer medeniyetinin cinsellik, bereket ve savaş tanrıçası İnanna tasvirleriyle benzerlik taşıyor. Erkekleri yoldan çıkartmak için İnanna tarafından gönderildiği ifade edilen Lilitu’lar, İnanna gibi, ellerinde bereket ve bolluğu temsil eden saz kamışları ile iki aslanın sırtında dururken, aynı başlığı takar şekilde tasvir ediliyor.

Yazılı tarihte Lilith’e dair yapılmış ilk atıfın Gılgamış Destanı’ndaki şu ifadeler olduğunu söyleniyor;

Yuvasını Huluppu ağacının köklerine kurdu.

Ağacın dallarından Anzu-Kuş kuluçkaya yattı.

Ve gövdesinde karanlık bakire Lilith evini inşa etti…

Gılgamış eğitilemeyen yılanı öldürdü.

Anzu-Kuş yavrularıyla dağlara uçtu.

Ve Lilith evini yıkarak vahşi, ıssız yerlere kaçtı.

Fakat Gılgamış Destanıyla Lilith miti arasındaki bağlantıyı kabul eden araştırmacılar olduğu gibi reddedenler de  bulunuyor. Kabul edenler bu metinden yola çıkarak, Lilith kelime kökeninin Sümerce olduğu ve bu dilden semitik dillere geçtiğini söylüyor. İsmin diğer dillerdeki karşılıklarını da araştırıyorlar. Babilcesinin Lilitu, Asurcasının Lilatu, İbranicesinin Laylâ, Arapçasının ise Leylâ olduğunu belirtiyorlar.

Peki, gelelim Lilith’in hikayesine.. Oldukça karışık birçok metni toparlamaya çalıştım. Sonuçta birçok bilgi efsanelere dayalı olduğu için herhangi bir şekilde doğruluklarını tespit etmem mümkün değil. Fakat olabildiğince güvenilir ve popüler hale gelmiş kaynakları seçmeye çalıştım. Çünkü önemli olan, yaygın şekilde anlatılan hikayeyi tespit edebilmemdi.

Lilith efsanesi, Tevrat’taki iki farklı bölümün karşılaştırılması sonucunda başlıyor diyebiliriz. Tevrat’ın Yaratılış bölümünde, “Ve Tanrı insanı kendi suretiyle yarattı ve onları erkek ve dişi olarak yarattı.” deniliyor. Ancak ilerleyen bölümlerde daha farklı bir anlatım yer alıyor. Bu anlatıma göre, Tanrı Aden’de bir bahçe yapıyor. Âdem’i oraya koyuyor ve yalnız kalmasın diye kaburgasından kadını yaratıyor. İlk bölümde aynı anda, diğerinde kaburgadan denmesi üzerine, Yahudi dini metinlerinin yer aldığı Talmud’a göre Âdem’le aynı anda yaratılan kadının Lilith olduğu kabul ediliyor.

Dini metinlere ve efsanelere göre Lilith, Adem’in ilk eşi olarak görülüyor. Aynı topraktan, birbirlerine yapışık olarak yaratılıyorlar ve Tanrı tarafından daha sonra ayrılıyorlar. Efsaneye göre, Lilith’in cinsel birleşme sırasında altta olmayı reddetmesi Adem’le sık sık çatışma yaşamalarına neden oluyor. Adem, ilk yaratılanın kendisi olduğunu ima ederek Lilith’in üstte olamayacağını savunuyor.

Efsanenin bu kısmının simgesel anlatımı ise şu şekilde; Cinsel birleşme sırasında Lilith’in sırtı yere gelir ve toprağa değerken, Adem’in sırtı ise gökyüzüne bakıyor. Yeryüzünün anaerkil, gökyüzünün ise ataerkil olarak kabul edilmesi sebebiyle, bu durum iki uç noktayı temsil ediyor. Toprağın doğurganlık ve üretkenlik gibi olumlu çağrışımlarının yanında ölüm, cehennem, lanetlenme, kötülük ve gizlilik gibi olumsuz çağrışımları da bulunuyor. Gökyüzü ise tanrısal olanı, yani göksel olanı, temizliği ve saflığı çağrıştırıyor. Lilith’in itirazı birçok kaynakta sadece cinsel birleşme üzerinden anlatılsa da, asıl itirazının eşitsizliğe olduğunu söyleyebiliriz. En önemli talebi de, eşitlik talebi aslında.

Bu talebi karşılanmayan Lilith bir süre sonra Adem’i terk ediyor ve birlikte yaşadıkları cennetten kaçıyor. Gerçekleştirdiği başkaldırı, eşitlik mücadelesinin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Lilith’in geri dönmediğini gören Adem, Tanrı’dan yardım istiyor. Tanrı da üç meleğini Lilith’i geri getirmekle görevlendiriyor. Lilith’i Kızıldeniz’in derinliklerinde bulan üç melek, Adem’e geri dönmesini eğer dönmezse Tanrı tarafından her gün yüz çocuğunun öldürüleceğini söylüyor. Ancak Lilith kabul etmiyor ve bunun üzerine her gün bir çocuğu öldürülmeye başlanıyor. Lilith, duyduğu acıyla bundan sonra, bütün hamile ve doğum yapmış kadınların, bebeklerin baş düşmanı olmaya yemin ediyor. Erkek çocuklarını doğduktan sonra ilk sekiz gün, kız çocuklarını ise ilk yirmi gün içinde öldürdüğü söyleniyor.

Lilith’in bebekleri öldürme olayı, Türk geleneklerinde de yer alıyor. Lohusa kadınlara kırmızı kurdele takılmasının sebebinin, halk arasındaki adı Albastı olan lohusa hastalığından korunmak için olduğu biliniyor. Lilith’in de hikayesiyle birlikte düşünürsek aslında Lilith’den korunmak için de olduğunu söyleyebiliriz. Babil’in kötü tanrıçası Lamatsu’nun da benzer bir hikayeye sahip olması nedeniyle bazı metinler zaman zaman ikisi arasında da bağlantı kurabiliyor.

İbrani mitolojisine göre; Lilith, bir tanrıça veya ruhani varlık olarak görülmüyor. Adem gibi topraktan yaratılmış bir insan ve Adem’in ilk eşi olarak kabul ediliyor. Eşitlik mücadelesinin ilk izleri açık ve net bir biçimde Adem ve Lilith anlatımlarında ortaya çıkıyor. Çünkü Lilith’in başkaldırısı bir eşitlik mücadelesi olarak kabul ediliyor. Aslında buraya kadar olan kısım hikayenin az bilinen kısmı diyebiliriz. Çünkü Lilith efsanesinin farklı kültürlerdeki anlatımlarında genellikle kendisinin şeytanlaştırıldığını görüyoruz. Dişi şeytanlar, salgınlar, zor hastalıklar ve ölüm ile ilişkilendiriliyor. Örneğin benzer söylemler, Arap anlatılarındaki Karina’da da ortaya çıkıyor. Kadının “gölgesi” olan Karina, hamilelik döneminde kadının yerini almaya ve düşüğe sebep olmaya çalışan kötü ruhlu kadın olarak anlatılıyor. Anne, çocuğunu doğurmayı başarırsa, Karina bu sefer benzer yolları çocuk üzerinde deneyerek onun büyümeden ölmesi için uğraşıyor. Aynı zamanda, karı-koca arasında sürekli uyumsuzlukları körükleyen bir varlık olarak kabul ediliyor.

Lilith sıklıkla uzun bukleli kızıl saçlı, bazen vücudunun belden aşağısı bir ateş sütunu, bazen çok güzel ve baştan çıkarıcı bir kadın, bazen ise bir yılan olarak tasvir ediliyor. Lilith’in güzelliği ve baştan çıkarıcı özellikleri ile erkeklere de musallat olduğu söyleniyor. Özellikle geceleri erkeklerin rüyalarına girerek onları baştan çıkarttığı anlatılıyor. Bazı ifritbilimciler Asmodeus, Samael ve İslam’daki İblis’i bir olarak görüyor ve Lilith’in tüm diğer ifritlerin anası olduğunu ileri sürüyorlar.

 Modern Lusiferyanizm’de Lucifer’ın yandaşı olarak kabul edilen Lilith, dişil cinsel dürtüleri ve özgürleşen kadını temsil eden; en doğurgan halinde Toprak Ana ile özdeşleşen; Kızıl Kadın, Büyük Ana veya Menfur Olanların Anası olan tanrıça şeklinde tasvir edililiyor. “Luciferyen Üçleme” olarak bilinen üçlemenin, Samael ve Kabil’in yanındaki dişil parçası olarak kabul ediliyor.

Neo-Pagan kültlerinde, Lilith sembolüne daha olumlu yaklaşılıyor. Bu inanışına göre, Lilith, Antik Sümer, Babil ve Yahudi inanışlarında doğumun, çocukların, annelerin ve cinselliğin tanrıçası olmasına rağmen, ataerkil toplumların ve inançların doğuşunun ardından zaman içerisinde ifritlik kademesine indiriliyor. Başka modern görüşler de, Lilith’in, esasında annelik ve doğum ile ilişkili bir tanrıçayken, Semitik dinlerin doğuşunun ardından bir şeytana dönüştürüldüğünü savunuyor.

Lilith efsanesi birçok sanatsal anlatımda da karşımıza çıkıyor. Bazı düşünürler, Fuzûli’nin Leylâ ile Mecnûn mesnevisinde de Lilith’in etkilerinin olduğunu savunuyor. İslam sonrası klasik mesnevilerde Leylâ’nın, Mecnûn’u delirterek aklını kaybetmesine sebep olması ve onun için kabilelerin birbirleriyle savaşması, Lilith ile Leylâ figürü arasında bağlantı oluşturulmasının nedeni oluyor.

Oldukça güncel bir örnek olarak ise Ezel Akay’ın yönetmenliğini yaptığı, Netflix’te yayınlanan Dokuz Kere Leyla filmini gösterebiliriz. Demet Akbağ’ın Leyla’yı yani Lilith’i canlandırdığı bu filmde şöyle bir konuşma yer alıyor; ’Lilith. Pek kimse bilmez ismimi. İlk kadın. Havva’dan önceki yani. İblisin uşağı. İğrenç, yuva yıkan, kıskanç, kadın düşmanı, erkek yiyen dişi örümcek. Hiç böyle birine benziyor muyum ben? Başta her şey çok güzeldi aslında. Adem ile ben aynı çamurdanız. Ben de dedim ki eşiz, eşitiz, ne güzel. Ama artık Adem kayışı nerede kopardıysa tutturdu, yok ben erkeğim de, şöyleyim de, böyleyim de, aman Allahım bir görsen. İşte ondan sonra iş çığırından çıktı.’’

Demet Akbağ '9 Kere Leyla' filminde Lilith rolünde / Netflix

Günümüzde Lilith’in feminist bir sembol haline gelmesinin sebebi de tam olarak bu aslında. Hikayenin başlangıcındaki eşitlik mücadelesi. KadınPod’un 3. bölümünde Medusa’nın hikayesini anlatmıştım. Onun da hikayesi en başından beri oldukça eril bir bakış açısıyla anlatılmış ve bugünlere kadar o şekilde gelmişti. Kötü bir canavar ve korkunç bir yaratık olarak tasvir edilmişti. Bu anlamda Lilith’in hikayesiyle oldukça benzerlikler taşıdığını düşünüyorum. Eğer dinlemediyseniz, bu bölümden sonra Medusa’yı da dinlemenizi tavsiye ederim.

Ama iki bölümü dinlerken de unutmamanız gereken şey şu. Evet bunlar efsane ve mitolojik karakterler. İnanmak ya da inanmamak değil mesele. Sonuçta filmlerde, kitaplarda ya da herhangi bir sanatsal üründe bu hikayeler sürekli karşımıza çıkıyor. Eğer hikayeyi eril bir bakış açısı kaleme aldıysa, zihnimizde bıraktığı izler o anlatıma göre oluyor. Tam da bu sebeple, mitolojik bir karakter olsa dahi, hikayelerinin tamamının anlatılması için mücadele etmemiz gerekiyor. Lilith bölümünü de yapmamın sebebi tam olarak bu.

Mitolojik karakter ya da efsane olmamalarına rağmen, günlük hayatlarımızda dahi kadınların çabucak kötüleştirildiğine, şeytanlaştırıldığına şahit olmuyor muyuz? Bunun sebeplerinden biri yüzyıllardır bu hikayelerin eril bir dille anlatılması olamaz mı? Pamuk Prenses, Külkedisi, Rapunzel gibi kadını sürekli korunmaya muhtaç ve güçsüz gösteren masallara da bu yüzden karşı çıkmıyor muyuz? Evet, masal ya da efsane olmaları zihinlerde bıraktığı tahribatta bir fark yaratmıyor.

Bölümü de çok sevdiğim bir sözle kapatmak istiyorum. Ne diyordu 8 Mart’ta kadınların taşıdığı pankart.. ’Topla saçlarını Rapunzel, deyyus merdivenleri kullansın!’’

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere! 

YORUM YAPILMAMIŞ

YORUMUNUZU GÖNDERİN