KadınPod’un 21. bölümünde kitaplarıyla birçok ödül kazanan, feminizm konusundaki eserleri ve konuşmalarıyla farkındalık yaratan Nijeryalı yazar Chimamanda Ngozi Adichie’nin yaşamını anlatıyorum.
Bu yazıyı podcast olarak dinlemek için:
CHIMAMANDA NGOZI ADICHIE
Bu zamana kadarki bölümlerde genellikle Amerika, Avrupa ve Asya kıtalarından yükselen kadın seslerine ve onların yaşam hikayelerine odaklanmıştık. Bu bölümde ise Afrika kıtasına gidiyoruz. Nijeryalı yazar Chimamanda Ngozi Adichie’nin yaşamını anlatmak istiyorum sizlere. Kitaplarıyla birçok ödül kazanan, yaşadığı ülke ve toplumla ilgili gözlemlerini oldukça iyi bir şekilde aktaran, feminizm konusunda eserleri ve konuşmalarıyla farkındalık yaratan Adichie, içinde bulunduğu duygu durumunu Feminist Manifesto adlı kitabında şu şekilde açıklıyor; ‘’Elbette öfkeliyim. Irkçılık konusunda öfkeliyim. Cinsiyetçilik konusunda öfkeliyim. Fakat son zamanlarda cinsiyetçilik konusunda ırkçılık konusunda olduğumdan daha öfkeli olduğumu fark ettim. Çünkü cinsiyetçilik konusundaki öfkemde genellikle yalnızım. Çünkü ırksal adaletsizliği kolayca fark eden ama cinsiyetçi ayrımcılığın farkına varmayan insanlar arasında yaşıyorum.”
Hazırsanız, kendisini daha yakından tanıyalım.
Chimamanda Ngozi Adichie, 15 Eylül 1977 tarihinde Nijerya’nın Enugu eyaletinde doğuyor. Altı kardeşin beşincisi olarak dünyaya gelen Adichie’nin okumaya ve yazmaya olan tutkusu çocukluk yaşlarından itibaren ortaya çıkmaya başlıyor. Babası Nijerya Üniversitesi'nde istatistik profesörü olarak çalışan, annesi ise aynı üniversitenin ilk kadın kayıt memuru olan Adichie’nin ailesi Nijerya İç Savaşı sırasında neredeyse her şeyini kaybediyor. İki büyükbabası da bu savaş sırasında hayatını kaybedenlerden oluyor.
Adichie, Nijerya Üniversitesi’nde bir süre tıp okuduktan sonra, 19 yaşındayken Amerika Birleşik Devletleri'ne gidiyor ve Eastern Connecticut Eyalet Üniversitesi'nde iletişim ve siyaset bilimi üzerine lisans eğitimini tamamlıyor. Nijerya ve Amerika Birleşik Devletleri arasında sürekli git gel yaptığı dönemde, 2003 yılında Johns Hopkins Üniversitesi'nde yaratıcı yazarlık alanında yüksek lisans eğitimini, 2008’de de Yale Üniversitesi'nde Afrika Tarihi üzerine yüksek lisansını tamamlıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde eğitim gördüğü dönemde aslında siyahi olmanın Amerika’da ne demek olduğunu da daha iyi fark ediyor. Irkçılık konusuna daha çok kafa yormaya, üzerinde daha çok çalışmaya başlıyor.
Adichie’nin ilk şiir kitabı ve Biafra Sevgisi adlı ilk oyunu 1998 yılında Nijerya'da yayınlanıyor. Sonraki zamanlarda bu oyunu “korkunç derecede melodramatik bir oyun" olarak nitelendirerek aslında çok da beğenmediğini ifade ediyor. Ancak 1960'ların sonlarında Nijerya ile ayrılıkçı Biafra Cumhuriyeti arasındaki gerçekleşen Nijerya İç Savaşı’nı anlatan ilk çalışmalardan biri olduğu için oldukça değerli görülüyor. Sonrasında kendisi de aynı konuyu anlatan birçok kısa hikaye yazıyor. Üniversitede öğrenciyken ilk romanı Purple Hibiscus'u yazmaya başlıyor. Kitap, zengin ve saygı duyulan bir ailede büyüyen, aşırı dindar bir babaya sahip olan 15 yaşındaki Kambili'nin reşit olma hikayesini anlatıyor. Türkçesi Mor Amber olan kitap, 2005 yılında Afrika’da “En İyi İlk Kitap” dalında İngiliz Milletler Topluluğu Yazarları Ödülü'nü kazanıyor ve 28 dile çevriliyor.
Adichie’nin ikinci romanı olan Half Of A Yellow Sun, Türkiye’de yayınlanan adıyla Yükselen Güneşin Ülkesinde, dört yıl süren araştırma çalışmalarının ardından 2006 yılında yayınlanıyor. Nijerya-Biafra savaşı sırasında ebeveynlerinin yaşadığı deneyimlerden süzülen bir kurgu. Bu kitapta, 1 milyona yakın insanın savaşın vahşetinden nasıl etkilendiğini okuyucusuna oldukça canlı bir şekilde aktarıyor. Kitap, uluslararası çok satanlar listesine giriyor ve Orange Broadband Kurgu Ödülü de dahil olmak üzere birçok ödüle layık görülüyor. 2014 yılında kitaptan uyarlanan, aynı isimli film de vizyona giriyor.
2009 yılında, kadın-erkek, ebeveyn-çocuk, Afrika-Amerika ilişkilerini anlatan 12 kısa öyküden oluşan The Thing Around Your Neck/Boynunun Etrafındaki Şey adlı kitabı yayınlanıyor. Aynı yıl, Tek Hikayenin Tehlikesi adlı TED konuşmasını gerçekleştiriyor. Bu konuşması sadece TED’in resmi sitesinde 26 milyon izlenmeye ulaşıyor. 2010 yılında New York Times’ın 40 yaşın altındaki gelecek vaadeden başarılı yazarlar listesine seçiliyor. Üçüncü romanı Americanah 2013 yılında yayınlanıyor. Bu kitabında, Amerika Birleşik Devletleri'nde okuyan genç bir Nijeryalı kadının varoluşsal mücadelelerine ve romantik deneyimlerine odaklanıyor. Kitap hem New York Times hem de BBC tarafından ‘’2013’ün En İyi 10 Kitabı’’ listesine seçiliyor. Aynı yıl, ‘’En Popüler Global Düşünürler’’ ve ‘’En Etkili Afrikalılar’’ listelerine de giriyor.
Adichie’nin We Should All Be Feminists/Hepimiz Feminist Olmalıyız adlı denemesi 2012'de yaptığı aynı isimli TED konuşmasından uyarlanıyor ve 2014 yılında kitap olarak yayınlanıyor. Aynı sene kendisiyle yapılan bir röportajda şöyle diyor; ‘’Kendimi bir hikaye anlatıcısı olarak görüyorum ama birilerinin beni feminist yazar olarak tanımlaması da çok umrumda değil açıkçası. Oldukça feministim ve dünyaya bu bakış açısıyla bakıyorum. Bu sebeple de, dünya görüşüm bir şekilde yaptığım işin parçası olmalı.’’
TED konuşmasının bir kısmına, Beyoncé 2013 yılında çıkardığı Flawless adlı şarkısında düet şeklinde yer veriyor. Sizlere şarkıda yer verilen o kısmı da okumak istiyorum;
‘’Kızlara kendilerini küçültmelerini öğretiyoruz
Küçümsemeyi öğretiyoruz
Onlara diyoruz ki
Tutkulu olabilirsin
Ama çok fazla değil
Başarılı olmayı hedefleyebilirsin
Ama çok başarılı değil
Yoksa erkeklere bir tehdit oluşturursun
Çünkü bir kadın olarak
Evlenmek için can atacağımı umuyorlar
Hayattaki seçimlerimi evliliğin en önemli şey olduğunu hatırlayarak yapmamı bekliyorlar
Sürekli aklımın bir yerinde
Evliliğin en önemli şey olduğu fikrini tutuyorlar
Evlilik güzel bir şey olabilir;
Bir keyif, aşk ve karşılıklı destek kaynağı olabilir
Fakat kızlarımıza evliliğe can atmalarını öğretirken,
neden oğullarımıza aynısını öğretmiyoruz?
Kızlarımızı birbirlerini rakip görecek şekilde büyütüyoruz
İş ya da başarılar için değil
Erkeklerin dikkatini çekebilmeleri için
Kızlara erkekler gibi cinsel varlıklar olamayacaklarını öğretiyoruz
Feminist: Cinsiyetler arasında sosyal, politik ve ekonomik eşitliğe inanan kişi’’
Yazarın 28 dakikalık TED konuşmasının tamamını dinlemenizi öneriyorum. Feminizmi teorik kavramlar yerine günlük deneyimler üzerinden anlamak isteyenler için oldukça iyi bir konuşma olduğunu düşünüyorum. Ted’in resmi sitesinde Türkçe çevirisi de var.
Bu dönem, Adichie’nin dünya çapında daha da ün kazanmaya başladığı bir dönem aslında. Benim kendisiyle tanışmam da, 2013 yılında Beyoncé’nin şarkısında bu bölümü duymamın ardından gerçekleşmişti. Konu tam buraya gelmişken bir konuyla ilgili fikrimi de belirtmek istiyorum. Mesela bu örnek üzerinden feminizmin popülerleşmesi, hatta ticarileşmesi eleştirisini yapan birçok kişi oldu. Yazarın kendisi bile ‘’Beyoncé sayesinde herkes onu tanıdı.’’ cümlelerinden rahatsız olup, ‘’Kitaplarımın hiçbir önemi yok mu gerçekten?’’ diye bir açıklama yapma gereği duymuş. Hatta 2016 yılında verdiği demeçte ‘’Onun feminizm tarzı, benimkiyle pek uygun değil.’’ bile demiş.
Böyle bir çalışmanın yazarından izinsiz yapılamayacağını, kendisinin sözlerinin şarkıda kullanılmasına izin verdiği bilgisini hatırlatma gereği duymasam da söylemiş olayım. Konu bu değil zaten. Gerçekten anlamakta zorluk çektiğim bir şey var. Feminizmde herhangi bir şekilde iyi feminist-kötü feminist tartışması var da benim mi haberim yok? Bir yerlerde birileri herhangi bir şekilde feminizmi daha popüler hale getiriyorsa bunun olumsuzluğu tam olarak nerede? Başarısız örnekler yok mudur, tabii ki vardır. Salt ticari amaçla yapılan şeyler yok mudur, tabii ki vardır. Peki yapılan çalışmaların hepsini aynı kefede değerlendirmek ne kadar doğru?
En ünlü ve başarılı kadın sanatçılardan biri, dünyanın her yerinde verdiği konserlerinde şarkısını söylerken feminizmin herkes tarafından anlaşılabilecek düzeydeki tanımını arkasındaki dev ekrana yansıtıyorsa bir feminist bundan neden rahatsız olur? Çok değil bundan birkaç sene önce kadınlar alacakları tepkiden korkup ‘’Ben feministim.’’ demeye bile çekinirken; Beyoncé, Emma Watson gibi birçok popüler isim dünyaya feminizmin ne olduğunu haykırıyorsa bundan ancak mutlu olunması gerekir. Senelerdir dünyanın en güçlü kadını seçilen Angela Merkel bile hala yeri geliyor feministim diyemiyor. Belki de, siyasi çekincelerinden ve muhafazakar seçmenlerinden ötürü.
Bir hareketin bir şeyleri değiştirmek için önce kitlelere ulaşması gerekiyor. Kitlelere ulaştıkça da doğal olarak popülerleşiyor. Bu kadar basit. Ortaya çıkan işleri, kendi fikri derinliğinize göre eleştirebilirsiniz. Oldukça doğal. Fakat o iş bir kişide bile herhangi bir farkındalık uyandırıyorsa hakkını teslim etmeniz gerekir. Mesela ben, Beyoncé’nin şarkısının ardından hemen Adichie’nin Yükselen Güneşin Ülkesinde kitabını alıp okumuştum. Yani, kendisinin endişe ettiği gibi kitaplarının arka planda kaldığı bir durum en azından benim için söz konusu olmadı. Flawless şarkısını dinledikten sonra TED konuşmasını izledim, ardından da kitaplarını okuma ihtiyacı hissettim. Eminim ki, dünyadaki birçok kişi için de süreç böyle ilerlemiştir.
Konumuza geri dönelim. Yazarın son deneme kitabı olan Feminist Manifesto da 2017 yılında yayınlanıyor. Kitabın çıkış noktası, Adichie’nin kendisinden kızını nasıl feminist olarak yetiştirebileceği konusunda tavsiye isteyen arkadaşına gönderdiği mektuplar oluyor. Kitap, hem kız hem de oğlan çocuklarına yönelik birçok tavsiye içeriyor. Cinsiyet farketmeksizin eşitlik bilinci yüksek çocuklar yetiştirmenin altının çizilmiş olması kitabı daha da değerli kılıyor. Diğer yandan, Adichie bu kitabın bir ebeveyn kitabı olarak görülmesini istemiyor. Açık, net ve basit bir dille, toplumsal cinsiyet rollerine ve cinsiyetlere yönelik önyargılara meydan okuduğunu söylüyor.
Bölümü de kitaptan birkaç alıntıyla bitirelim;
‘’Kızlarınıza "toplumsal cinsiyet rolleri" fikrinin tam bir saçmalık olduğunu öğretin. Bir şeyi yalnızca kız olduğu için yapması veya yapmaması gerektiğini söylemeyin.’’
‘’Erkeklere yaptığımız en kötü şey onlara çocukluklarından itibaren sert biri olmaları gerektiğini hissettirmek. Bir erkek kendini ne kadar sert olmak zorunda hissediyorsa, egosu da o kadar zayıftır.’’
‘’Üzücü gerçek şu: Dünyamız güçlü kadınları sevmeyen erkek ve kadınlarla dolu. İktidarın erkeklere ait olduğunu düşünmeye koşullandığımız için güçlü bir kadın sapkınlık gibi geliyor bize. Bu yüzden kontrol altında tutulması gerekiyor.’’
“Bana göre bir feminist, ‘evet, günümüzde bir toplumsal cinsiyet sorunu var ve onu çözmeliyiz, daha iyisini yapmalıyız’ diyen kişidir.’’
Evet, bölümün sonuna geldik. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!
YORUM YAPILMAMIŞ
YORUMUNUZU GÖNDERİN