KadınPod #20 | Tezer Özlü

KadınPod’un 20. bölümünde değerli yazar Tezer Özlü’nün yaşamını anlatıyorum. Hayatı boyunca toplumun dayatmalarıyla ve kendisini değiştirmeye çalışanlarla mücadele eden Özlü, ‘’Neden edebiyat?’’ sorusuna ‘’Yeryüzüne dayanabilmek için’’ cevabını veriyor.

Bu yazıyı podcast olarak dinlemek için:


TEZER ÖZLÜ

Bir önceki bölümde Leyla Erbil’i anlatmıştım. Bu bölümde ise kendisinin yakın arkadaşı olan, edebiyat dünyamızın değerli kalemlerinden Tezer Özlü’yü anlatacağım. Üstelik bölümün yayınlandığı gün, 18 Şubat 1986’da yaşama veda eden Tezer Özlü’nün 35. ölüm yıldönümüne denk gelecek. Hayatı boyunca geçmişin izleriyle ve toplumun dayatmalarıyla mücadele eden Özlü, etrafındaki insanlar onu ne kadar değiştirmeye çalışırsa çalışsın değişmemiş ve bu mücadelesini edebiyatına yansıtmayı başarabilmiş bir isim. “Neden edebiyat?” sorusuna ise “Yeryüzüne dayanabilmek için” cevabını vermiş. Hazırsanız, bu özgün ve güçlü kadını yakından tanıyarak kendisini ona yakışır şekilde analım.

Tezer Özlü, 10 Eylül 1943’te Kütahya’nın Simav ilçesinde dünyaya geliyor. Kitaplarında sıklıkla bahsettiği ve en sevdiği yazar olan Cesare Pavese ile aynı gün doğuyor. Anne ve babasının öğretmen olması sebebiyle, çocukluğu Simav, Ödemiş ve Gerede arasında geçiyor. Üç kardeşin en küçüğü olan Tezer Özlü, yazma konusunda abisi Demir Özlü’den etkileniyor. Ablası Sezer Duru ile küçük bir Anadolu kasabasını boydan boya yürüyerek geçirdikleri günler ise gençliğinde yaşayacağı deneyimlerde kendisine ilham kaynağı oluyor.

10 yaşındayken İstanbul’a geliyorlar ve eğitimi burada devam ediyor. Lise eğitimine Avusturya Kız Lisesi’nde başlayan Özlü, hiçbir zaman okula ait olmadığını, yaşamın yalnızca sokaklarda olduğunu düşünen ve daha o yaşlardayken bile nihilizm ve ölüm üzerine sorgulamalar yapabilen biri. 18 yaşındayken de,’’alın, bu acımasız yaşam sizin olsun” şeklinde anlattığı bir intihar girişiminde bulunuyor. Lise eğitimi boyunca, sevdiği yazarların eserlerini çevirilerden okumamak için çok iyi bir şekilde Almanca öğreniyor. Fakat bir türlü ısınamadığı rahibelere ve eleştirdiği eğitim sistemine daha fazla sabredemeyip okulu bırakıyor ve 1961 yılında otostopla Avrupa’yı gezmeye başlıyor. Geri döndüğünde, babasının ısrarıyla İstanbul Erkek Lisesi’ne giriyor ve yarım bıraktığı lise eğitimini tamamlıyor.

1962-1963 yılları arasında Avrupa’yı gezerken Paris’te Adalet Ağaoğlu’nun kardeşi, tiyatrocu ve oyun yazarı olan Güner Sümer’le tanışıyor ve 1964 yılında evlenerek Ankara’ya yerleşiyorlar. Eşi Ankara Sanat Tiyatrosu’nda çalışırken, kendisi de Yeni Dergi, Yeni İnsan ve Yeni Ufuklar gibi dergilerde yazılar yazmaya başlıyor, Almanca çevirmenlik yapıyor. 1967 yılında eşinden ayrılan Tezer Özlü, sonrasında tekrar İstanbul’a dönüyor. Bazı kaynaklara göre, İstanbul’a döndüğünde kendisine manik depresif tanısı konuluyor. Psikolojik tedavi ve rehabilitasyon görmek için, 1967-1972 yılları arasında belli dönemlerde hastaneye yatan Özlü, çocukluğundan başlayarak yaşadıklarını ve klinikte kaldığı dönemi 1980 yılında yayınlanan Çocukluğun Soğuk Geceleri adlı kitabında anlatıyor. Hastanede elektroşok tedavisi verilmesinin hissettirdiklerini ise şu şekilde kaleme alıyor; “Dayan buna diye düşündüm. Senin düşüncelerini değiştirip kendilerininkine nasıl olsa uyduramayacaklar. Seni görmek istedikleri gibi olmayacaksın hiçbir zaman. Tanımadığın sürece her acı dayanılabilir.”

1968 yılında ikinci evliliğini yönetmen Erden Kıral’la gerçekleştiriyor ve beş yıl sonra Deniz adında bir kız çocuğu dünyaya getiriyor. Fakat ikinci evliliği de istediği gibi yürümüyor ve boşanıyorlar. 1978 yılında, yazdığı dergilerdeki çeşitli öykülerinin derlendiği Eski Bahçe adlı ilk kitabı yayınlanıyor. Bu kitapta, 1940’lı yıllarda çocukluğunu geçirdiği Simav, Ödemiş ve Gerede’yi, 1950’lerde okul yıllarını geçirdiği İstanbul’u, 1960’larda evlenip iş hayatına atıldığı Ankara’yı, sonra tekrar 1970’lerde yazarlığını iyice geliştirdiği İstanbul’u, kısacası yaşamını anlatıyor.

1981’de Almanya’dan burs kazanarak Berlin’e giden Özlü, orada üçüncü evliliğini yapacağı fotoğraf sanatçısı İsviçre asıllı Hans Peter Marti ile tanışıyor. “Ölümüm” dediği Marti’den bir mektubunda şöyle bahsediyor; “Berlin bursunu sanki bunun için kazanmışım, bu adam için gitmişim, iki kocamda da bulamadığım o şefkati bulmak için. Aldım getirdim onu işte! Ölümümü bulmaya gitmişim sanki…”

1983’te, çeviri ismi Bir İntiharın İzinde olan romanı ile Marburg Yazın Ödülü’nü kazanıyor. Kitabın düzenlenmesi konusunda Ferit Edgü’den yardım alan yazarın kitabı, 1984 yılında Türkiye’de Yaşamın Ucuna Yolculuk adıyla yayınlanıyor. Ferit Edgü, Özlü’ye yazdığı mektupta “Kitabına ne güzel yakışırdı Yaşamın Ucuna Yolculuk.. Sürdüğün iz, bir de baktın ki kendi izin. Üstelik intiharın değil, yaşamın izi. İnsanlarla dolu yalnızlığının izi” sözleriyle aslında hem Tezer’i hem de kitabını açıklamış oluyor.

Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabında, çok sevdiği üç yazar olan Franz Kafka, Italo Svevo ve Cesare Pavese’nin peşine düşüyor. Pavese’den alıntıların yer aldığı kitap, bir bakıma “Pavese’ye yolculuk’’ gibi oluyor onun için. Yazarların mezarlarına gidiyor, hatta bazılarının aileleriyle tanışıyor. Pavese’nin intihar ettiği otele gidip, onun kaldığı odanın bir alttaki odasında kalıyor. Yazarı daha iyi anlamak için neredeyse onun gibi düşünüp, onun gibi yaşamaya çalışıyor. Bunu neden yaptığını da kısa ve öz şekilde şu şekilde açıklıyor; “Bütün yaşama cesaretimi ölülerden alıyorum. Anlatılarında yaşadığım ölülerden. Bu kahrolası dünyayı, yaşanır bir dünyaya dönüştürmeyi başarmış ölülerden. Dünyanın ihtiyacı olan, her olguyu vermiş, söylemiş, yazmış ölülerden.”

Tezer Özlü, yazdığı üç kitabın ardından meme kanserine yakalanıyor. Hastalığın kendisine hissettirdiklerini “Şu şansa bak: Sinir hastanesinden çıkıp kendini kanserin kucağında buluyorsun.” şeklinde cümleleştiren Özlü, Paris ve Zürih arasında gidip gelerek tedavi sürecini tamamlamaya çalışıyor. Fakat tedavisi sonuç vermiyor ve 18 Şubat 1986’da Zürih’te 42 yaşında yaşama veda ediyor. Tezer’in son sözünün ise eşi Marti’ye söylediği “Beni yalnız bırakma” olduğu biliniyor.

Ölümünün ardından, farklı öykülerinin de eklendiği Eski Bahçe-Eski Sevgi kitabı 1987 yılında tekrar yayınlanıyor. Notları ve öykülerinden oluşan Kalanlar adlı kitabı 1995’te, Sezer Duru tarafından düzenlenen Zaman Dışı Yaşam adlı senaryo kitabı 1998’de, dergilere yazdığı yazılardan derlenen Yeryüzüne Dayanabilmek İçin adlı son kitabı 2013 yılında yayınlanıyor. Kendisinin yazmış olduğu mektuplar ise Leyla Erbil’e Mektuplar ve Her Şeyin Sonundayım, Tezer Özlü – Ferit Edgü Mektuplaşmaları isimleri ile iki ayrı kitapta toplanıyor.

Bir yazıda Tezer Özlü’yü “Kendi Doğrularından Asla Vazgeçmeyen Kadın” olarak tanımlamışlar, ben buna küçük bir ekleme yapmak istiyorum. Çünkü bence, kendisi aynı zamanda bizlere “Doğrularımızı Sorgulatan Kadın”. Neden böyle dediğimi sorarsanız, Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabında yer alan bir bölüm gayet net bir cevap olacaktır. Kapanışı da bu bölümle yapmanın çok şık olacağını düşünüyorum. Okuyucularının “yaşam manifestosu” olarak tanımladığı cümlelerde herkesin kendinden bir şeyler bulacağına eminim.

“sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. ve hepsine haykırmak istiyorum. onayladığınız yanıtlar yalnızca bir yüzey. ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin medeni durum dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. hem de hiç bir çaba harcamadan. belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. istediğiniz düzeye erişmek o denli kolay ki… ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiçbir değeri yok ki. bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla bağdaşan hiç yönüm yok. aranızda dolaşmak için giyiniyorum, hem de iyi giyiniyorum. iyi giyinene iyi değer verdiğiniz için. içgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için. hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz. yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. evlerinizle. okullarınızla. iş yerlerinizle. özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. ölmek istedim, dirilttiniz. yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. aç kalmayı dendim, serum verdiniz. delirdim, kafama elektrik verdiniz. hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. ben bütün bunların dışındayım. şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.''

İyi ki geçmiş bu dünyadan Tezer Özlü!

Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!


YORUM YAPILMAMIŞ

YORUMUNUZU GÖNDERİN