KadınPod #17 | Mihri Hatun

KadınPod’un 17. bölümünde, Osmanlı’nın divan sahibi ilk kadın şairi Mihri Hatun’un yaşamını anlatıyorum. 16. yüzyılda “Kadınlara aklı eksik dediklerinden, her sözlerini özürlü saymam uygundur” diyebilen şair, dünyada ‘’Türk Sappho'su’’ olarak biliniyor.

Bu yazıyı podcast olarak dinlemek için:


MİHRİ HATUN

“Kadınlara aklı eksik dediklerinden, her sözlerini özürlü saymam uygundur..” diye başlamış bir şiirinin dizelerine Osmanlı’nın ilk divan sahibi kadın şairi Mihri Hatun. Kendisinin adını daha önce hiçbir edebiyat dersinde duydunuz mu? Duyduysanız oldukça şanslısınız. Ben kendisinin adını ilk defa üniversite son sınıfta aldığım ‘’Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları’’ dersinde duydum. Maalesef, lise edebiyat kitaplarımda ismi bile geçmiyordu. En iyi derslerimden biri edebiyat olmasına rağmen özellikle divan edebiyatı konularına aşırı şekilde sıkılarak çalışırdım. Meğer konuyla ilgili bilgilerin ilgimi çekecek çeşitliliğe sahip olmamasından kaynaklanıyormuş bu durum.

Nezihe Muhiddin neden tarih kitaplarımızda yoksa, Mihri Hatun da aynı sebeple edebiyat kitaplarımızda yok. Unutturulmaya çalışıldıkları ya da bilinmelerine gerek görülmediğinden.. Fakat bir yandan şuna o kadar eminim ki; eğer ikisinin ve nicelerinin isimleri kitaplarda yer alabilseydi, bugün ‘’kadın siyasetçi’’, ‘’kadın şair’’ gibi birçok konuda cinsiyetçi söylemlerle daha az karşılaşırdık.

Evet, hazırsanız yaklaşık 560 yıl öncesine gidiyoruz.

Osmanlı döneminin ilk kadın divan şairi olan Mihri Hatun, doğum tarihi kesin olarak bilinmese de, birçok kaynağa göre 1460 yılında Amasya’da doğuyor. Evliya Çelebi’ye göre asıl adı Mihrümah, Âşık Çelebi’ye göre ise adı ve mahlası Mihrî olarak biliniyor. Kadı olan ve Belâyî mahlasıyla şiirler de yazan babası Hasan Amasyevî’nin desteğiyle, o dönem kız çocuklarına verilen eğitimlerden daha farklı olarak iyi bir düzeyde eğitim alıyor. Arapça ve Farsça öğreniyor, divan şairinin kaide ve kural özelliklerini çok kısa sürede kavrıyor.

Sultan II. Bayezid’in Amasya’da vali olarak bulunması sebebiyle, kültür ve sanat konularında oldukça gelişmiş bir kente büyüyor. Şehzadenin iyi yetişmesini sağlamak için şehirde bulunan birçok bilgin ve sanatkar, sadece şehzadenin değil, şehirdeki birçok kişinin eğitilmesinde de önemli katkılar sağlıyor. II. Bâyezîd’ın 1481 yılında padişah olmasının ardından yerine oğlu Şehzâde Ahmed Amasya valisi oluyor. Şehzâde Ahmed’in kişiliği ve sanata düşkünlüğü sebebiyle sanatkarlar ve bilginlerden oluşan yüksek kültürlü çevre daha da genişliyor.

Küçük yaşlarından itibaren edebiyata ilgi duyan ve ozanlığa olan yeteneği babası tarafından da keşfedilen Mihri Hatun’un ilk dizelerinden biri, kardeşi doğduktan sonra anne ve babasının kendiyle daha az ilgilenmesinden duyduğu üzüntüyle kaleme aldığı ‘’Beni sus sus diye eyler, onu öperek..’’ oluyor. Aslında bu dizelerde ona sürekli söylenen ‘’Sus kardeşin uyanacak!’’ sözünün kendisine hissettirdiği duyguyu anlatmaya çalışıyor Mihri. İlk zamanlarda yazma tutkusunun geçici olduğu düşünülüyor. Hatta ‘’bir kızın ne bilge ne de ozan olarak yaşadığı duyulmuş şey değil!’’ diyorlar. Fakat öyle olmuyor. Dönemin bir diğer kadın şairi olan Zeynep Hatun’dan ilham almaya devam ediyor. Hatta kendisine dizelerinin yer aldığı bir mektup gönderiyor, Zeynep Hatun da ona cevap veriyor.

Sennur Sezer’in ‘’Türk Safosu Mihri Hatun’’ kitabına göre, Mihri Hatun’un ilk saraya gidişi Şehzade Beyazıt’ın annesi Gülbahar Hatun’un isteği üzerine oluyor. Kendisine tabiri caizse bir can yoldaşı arayan Gülbahar Hatun’la sohbet etmek ve ona kitap okumakla görevlendiriliyor. Kadınların çoğunun okuma yazma bilmediği o dönemde bu iş için çok fazla alternatif de olmuyor haliyle. Fakat kısa bir süre içerisinde, Gülbahar Hatun’un da desteğiyle, Mihri Hatun sarayda toplanan bilim ve şiir meclislerinde yer almaya başlıyor.

Kadınların erkeklerle aynı ortam içerisinde bulunamadıkları o dönemde, Mihri Hatun'un bu meclislerde yer alabilmesi kendisinin oldukça saygı duyulan ve takdir gören bir şair olduğunu gösteriyor. Mihri Hatun’un şiirlerini Şehzâde Beyazıt’a takdim ediyor olması, hem saraydaki hem de sohbet meclislerindeki yerini gitgide daha da pekiştirmeye başlıyor. Dönemin şehzadesinin kadın bir şairi desteklemesi ve edebi camiada yer almasını sağlaması da oldukça önemli görülüyor.

Bilgisi, sanatı ve güzelliği ile çevresindeki insanlar tarafından sevilen ve saygı gören Mihri Hatun, yazdığı şiirlerdeki sade ve samimi anlatımıyla ön plana çıkıyor. Dönemin erkekleri kendisini kadın olduğu için hafife almaya çalışsa da, Mihri Hatun hiçbir şekilde sözünü esirgemeden onlarla atışmalara giriyor. Zorlanmadan söylendiği açıkça belli olan, duyarlılığı yüksek, derinliği olan şiirler kaleme alıyor. Aynı zamanda, divan edebiyatında pek görülmeyen şekilde güncel konulara da değinmekten çekinmiyor.

Mihrî Hâtun’un şiirlerinde daha çok bir kadının hayallerini, meraklarını ve aşk tecrübelerini yansıttığını söyleyebiliriz. Erkek egemen bir edebî çevrede yer alan tek kadın olarak bazı alışılmış kuralları da yıkıyor. Erkek şairler kadınsı hayaller bulmayı arzularken o hem bir kadının hem de bir erkeğin kurabileceği hayalleri yakalamakta hiç zorlanmıyor.

Klasik tarza ve geleneğe bağlı kadın şairler, genellikle kadın olduklarının anlaşılmayacağı tarzda dizeler kaleme alıyorlar. Fakat Mihri’nin yazdıklarında kadınlığı sembolize eden ifadelere sıkça rastlanabiliyor. Erkek şair egemenliğinin açıkça sezildiği 15. ve 16. yüzyıllarda bir kadın şairin divan meydana getirebilmesi, içindeki manzumelere gerçek duygularını yansıtabilmesi ve Dîvân’ının edebî değer taşıması bugünden bakıldığında olağanüstü bir durum olarak yorumlanıyor.

Bir gün, Zeynep Hatun’a yazdığı mektuba eşi Kadı İsak Fehmi Çelebi’nin yanıt vermesi üzerine oldukça şaşırıyor Mihri. ‘’Zeynep Hanım, ere varıp, eri hükmünde olup şiirden ve rical ile münasebetten el çekmiştir.’’ şeklinde bir cevap alıyor. Bunun üzerine kendi kendine birçok soru sormaya başlıyor. Evlenmek, kocanın buyruğu altına girmek demek miydi? Kocanın egemenliği, karısının şiir yazmasını engellemeye yeter miydi? Kim bilir, belki de bu yüzden hayatı boyunca hiç evlenmiyor Mihri Hatun ve bence, 21. yüzyıla damgasını vuran ‘’toplumsal cinsiyet’’ meselesi üzerine, daha 16. yüzyılda çağına göre oldukça duyarlı bir biçimde kafa yormaya başlıyor. En azından birazdan okuyacağım dizelerinden ben bunu anlıyorum:


‘’Kadınlara aklı eksik dediklerinden

Her sözlerini özürlü saymak uygundur


Ama Mihri duacınız bundan kuşkuludur

Bu sözü der bilgisi tamlar, akıllılar:


Becerikli, yetenekli bir kadın daha iyidir

Bin beceriksiz, yeteneksiz erkekten


Bir kadın yeğlenir açık fikirliyse

anlayışı kıt bin erkeğe..’’


Mihri Hatun’un divanını Moskova'da bularak, yayınlayan kişi Rus Asıllı Türkolog Elena Muştakova oluyor. Muştakova Mihri Hatun'un divanını tenkitli olarak hazırlayıp bastırdıktan sonra, ünlü tarihçi ve Türkolog Hammer, tarihte bilinen ilk kadın şair Safo’ya atıfla, Mihri Hatun'un adını ‘’Türk Sappho'su’’ olarak anmaya başlıyor. Divan hakkındaki ikinci ayrıntılı çalışma ise Prof. Dr. Mehmet Arslan tarafından yapılıyor ve Amasya Valiliği tarafından 2007 yılında yayınlanıyor.

“Divan”ının yazma nüshalarının İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Fatih Millet Kütüphanesi ve Ayasofya Kütüphanesi’nde bulunduğu söyleniyor. Divanının başında iki tevhit ile dört yüz altmış beyitlik mesnevi tarzında bir tazarruname bölümü yer alıyor. Bu bölümün sonlarına doğru, bir kadın olarak dönemindeki erkeklerin düşünce tarzlarına karşılık kendi kişiliğini savunuyor.

Birçok kaynakta kendisinin 1506 yılında öldüğü belirtilse de, kesin tarih bilinmiyor. Mezarı, Amasya’da II. Beyazıt tarafından inşa ettirilen ve Zevadiye adıyla bilinen bir Halveti tekkesinin türbesinde yer alıyor. 1985 yılında, isminin Uluslararası Astronomi Birliği tarafından Venüs gezegeninde keşfedilen yeni bir kratere verilmesi de kendisi hakkındaki güzel anekdotlardan biri.

Mihri Hatun, o dönem yaşayan çağdaşları gibi maalesef yaşamının ayrıntıları pek fazla bilinmeyen bir isim. Bu sebeple hakkında yazılanların birçoğu aslında hep benzer bilgileri içeriyor. Fakat kendisiyle ilgili daha ileri bir okuma yapmak isterseniz, benim de bu bölüm boyunca içindeki birçok bilgiye atıf yaptığım Sennur Sezer’in ‘’Türk Safo’su Mihri Hatun’’ kitabını okuyabilirsiniz. Ayrıca Amasya Belediyesi’nin 2015 yılında Mihri Hatun’un divanından seçilen şiirleri bestelemesiyle oluşturduğu Mihrinağmeler albümünü de YouTube üzerinden dinleyebilirsiniz. Belediye aynı zamanda her sene Ulusal Mihri Hatun Şiir Yarışması da düzenlemektedir.

Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim! Gelecek bölümlerde Mihri Hatun gibi isimleri daha çok günümüze taşımak dileğiyle.. Görüşmek üzere!''

YORUM YAPILMAMIŞ

YORUMUNUZU GÖNDERİN