KadınPod #15 | Angela Merkel

KadınPod’un 15. bölümünde, 2006’dan 2020’ye kadar sadece 2010 yılı hariç her sene dünyanın en güçlü kadını seçilen, Almanya’nın ilk kadın şansölyesi Angela Merkel’in yaşamını anlatıyorum.

Bu yazıyı podcast olarak dinlemek için:


ANGELA MERKEL

''Bir kadın düşünün ki, 2006’dan 2020’ye kadar sadece 2010 yılı hariç her sene dünyanın en güçlü kadını seçilsin ve bu kadının en çok konuşulan özelliklerinden biri mütevazı yaşam tarzı olsun.. Bazılarına oldukça tezat gelen bu hayatı yaşayan kim dersiniz? Evet, o isim Almanya'nın ilk kadın şansölyesi Angela Merkel! 2005 yılından beri görevine devam eden Merkel’in bazılarına göre şaşırtıcı, ağızları açık bırakacak bir hikâyesi yok. Aslında başarılı olmasının sebebi de tam olarak bu. Yani, “Az konuşup, çok iş yapan’’ tarzda, polemikten uzak, istikrarlı bir siyaset izlemesi.

Fakat herkesin kendisi hakkında sorduğu bir soru var: ‘’Bu kadar bilinen bir siyasetçi olarak bu kadar bilinmez kalmayı nasıl başardı?’’  İşte biz de, bu bölümde bir nebze olsun bilinmezlikleri ortadan kaldırmaya çalışacağız.

Angela Merkel, 17 Temmuz 1954 tarihinde, Almanya’nın Hamburg kentinde, Lutheran bir papaz olan babanın ve İngilizce öğretmeni bir annenin kızı olarak dünyaya geliyor. Doğumundan birkaç hafta sonra, o dönem Doğu Almanya sınırları içerisinde yer alan Templin kasabasına yerleşiyorlar. Küçük bir kasabada büyüyen Merkel, babasının öğretileri ile şekillenen bir çocukluk geçiriyor. Dindar bir aile ortamında, Soğuk Savaş döneminde büyüyor. Soğuk Savaş’ın hayatındaki en büyük etkilerinden biri gençlik yıllarından itibaren tutumlu olmayı ve en kötüyü düşünüp ona göre plan yapmayı öğrenmesi oluyor. 13 Ağustos 1961 gecesi, Doğu Alman askerlerinin Berlin'i ikiye ayıran ilk tel örgüleri çekmesiyle birlikte, Merkel’in ailesi de o tarafta kalan onbinlerce aileden biri oluyor.

Merkel, küçük yaşlardayken akıcı şekilde İngiliz ve Rusça konuşmayı öğreniyor, matematikteki başarısından dolayı da ödüller alıyor. Babası sosyalizmin temel argümanlarına katılan ancak devletin uygulama şekline karşı çıkan biri. Fakat dışarıda eleştirilerini dile getiremese de, evdeki akşam yemeklerinin ana konusu genelde siyaset oluyor. Dindar bir aileden gelmesi sebebiyle çocuğunun ayrımcılığa uğrayabileceğini düşünen babası, bu sebeple Merkel’i Komünist Gençlik Organizasyonu'na katılması için teşvik ediyor. Üstün çalışkanlığı ve iyi notları sayesinde de kısa süre içerisinde organizasyonda öne çıkan isimlerden biri oluyor.

Zaten, o dönemde üniversiteye gidebilmek için bu tür organizasyonların içerisinde yer almak bir gereklilik gibi görülüyor. Ailesinin kendisini teşvik etmesinin sebebi de bu. Merkel de kendisinden beklenileni gerçekleştirerek, 1973 yılında liseden mezun olduktan sonra Leipzig Üniversitesi'nde Fizik eğitimi görmeye başlıyor. Burada kendisi gibi fizik öğrencisi olan Ulrich Merkel ile tanışıyor ve 1977 yılında evleniyorlar. Üniversiteden mezun olduktan sonra Berlin Bilimler Akademisi Fizik Kimya Merkez Enstitüsü'nde yüksek lisansına başlıyor. 1982 yılında ilk eşinden boşanıyor ama eski eşinin soyismini kullanmaya devam ediyor. 1986 yılında da kuantum kimyası üzerine yazdığı tezi ile doktorasını tamamlıyor. Birçok bilimsel makalesi yayınlayan Merkel, bir süre araştırma görevlisi olarak çalışıyor.

1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından, merkez-sağda yer alan Demokratik Uyanış Partisi’ne katılıyor ve Şubat 1990'da partinin basın sözcüsü oluyor. Sonrasında parti, Alman Sosyal Birliği ve Hıristiyan Demokrat Birliği gibi diğer sağ partilerin dahil olduğu koalisyona katılıyor. Koalisyonun ardından Merkel, Almanya Müteffikliği adı verilen ittifakın sözcü yardımcısı oluyor ve ilk kez seçim kampanyasında çalışmayı tecrübe ediniyor. Koalisyon içerisinde tarafsız ve objektif bir tutum sergileyen Merkel, özellikle herkesin çıkarına olacak orta yollar bulmaya gayret ediyor. Hatta bilerek geri planda kalmayı tercih ediyor. Bu duruşu da, herkes tarafından az konuşup çok iş yapan ve yükseklerde gözü olmayan biri olarak görülmesine sebep oluyor. Çizdiği bu profilin yanı sıra, giyimi ve tarzı ile de halka yakın olduğunu gösteren bir tutum sergiliyor. Gösterişli kıyafetlerden veya dramatik mimiklerden özellikle kaçınıyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Doğu-Batı olarak ayrılan Almanya’nın birleşmesi, Merkel'in siyasi geleceğine yön veren gelişmelerden biri oluyor. İki Almanya'nın birleşmesiyle Merkel Batı Almanya'daki en büyük parti olan Hristiyan Demokratlar'a katılıyor ve partinin az sayıdaki kadın siyasetçilerinden biri oluyor. Almanya'nın birleşmesinin arkasındaki en önemli aktörlerden biri olan Şansölye Helmut Kohl, seçimleri kazanmasının ardından birleşmenin sembolü olarak bir Doğu Almanyalı'ya görev vermek istiyor. Ancak seçeceği kişinin de işlerine çok fazla karışmayacak biri olmasını istiyor. Ayrıca tamamen erkeklerden oluşan kabinede, bir kadının olmasını da önemsiyor. Tam bu noktada, Merkel Kohl için mükemmel bir seçenek haline geliyor. Kadın, Gençlik ve Spordan Sorumlu Bakan olduğunu telefonla öğrenen Merkel, o dönem verdiği röportajda "Haberi öğrendiğimde çok şaşırdım, açıkçası bunu beklemiyordum" diyor.

Kısa süre sonra 1994'te Çevre Bakanı olan Merkel, nükleer güvenlik ve doğal hayatın korunması gibi konularda sert tartışmaların yaşandığı süreçte büyük bir sorumluluk alıyor. O dönemin erkek siyasetçilerinden farklı olarak, konulara hükmedici ve emredici bir şekilde yaklaşmaktan kaçınıyor ve meselelerin çözümü için bizzat nükleer tesislerin civarında yaşayan halkın görüşlerine başvurmayı tercih ediyor.

1998 yılında, kuantum kimyacısı Joachim Sauer ile ikinci evliliğini yapıyor. Aynı yıl, Hristiyan Demokratların seçimi Sosyal Demokratlara kaybetmesi ile partisi muhalefete geçiyor. Seçimden sonra da, eski şansölye Kohl'ün 'bağış' adı altında gizli bir hesaba aktarılan parti fonlarını kendisi ve çevresindekiler için kullandığı ortaya çıkıyor. Parti tabanında tepkiler büyüse de, hiç kimse parti liderine karşı çıkma cesaretini gösteremiyor. Hatta, bu skandalın üstünü örtmek istiyorlar. Tam bu noktada Angela Merkel beklenmeyeni yaparak, Kohl'ün içinde bulunduğu durumu tasvip etmediğini belirten bir yazı kaleme alıyor ve Kohl'ü istifaya çağırıyor. Halkın ve kendisinden farklı görüşteki siyasetçilerin takdirini toplayan Merkel kısa bir süre içerisinde partinin genel sekreteri seçiliyor. Fakat Kohl’ün koltuğuna hemen talip olmuyor.

Henüz genç ve tecrübesiz olduğunu hissetmesi bir yana, o dönem iktidarda bulunan Sosyalist Demokratların lideri’nin zamanının dolmadığını ve söylemlerinin hala toplumda karşılık bulduğunu görüyor. Kendi partisindeki başka bir ismin liderlik girişimine destek veriyor. Fakat destek verdiği ismin 2002 seçimlerini kaybetmesi üzerine, ‘’Artık zamanı geldi!’’ dercesine Hristiyan Demokratların lideri oluyor. Hatta bir başka deyişle, politik akıl hocası Helmut Kohl’ü tek başına yeniyor.

2005 seçimlerinde yalnızca yüzde 1 farkla rakibini geçen Merkel, büyük koalisyon hükümetini kurarak, 22 Kasım 2005 tarihinde Almanya'nın ilk kadın şansölyesi oluyor. Seçildiği gün yaptığı konuşmada Berlin Duvarı’nın yıkılmasına atıf yaparak şunları söylüyor: "Berlin'deki duvar yıkıldığında bu bana inanılmaz fırsatlar ve yeni bir başlangıç sunmuştu. Ben de şimdi bu ülkenin tüm vatandaşlarına benzer fırsatları sunarak ülkeme borcumu ödemek istiyorum."

2005 yılından beri kesintisiz bir şekilde görevini sürdüren Merkel, serbest piyasa taraftarı ve özgürlükçü olarak nam salmasının yanı sıra aynı zamanda sendikal hakların ve iş verenler ile işçilerin eşit olarak görüldüğü bir sosyal düzenin kurulumunda da büyük rol oynuyor. Eğitim ve sağlık hizmetlerinin büyük oranda ücretsiz olduğu Almanya bugün Avrupa'nın en güçlü sosyal refah toplumlarından biri olarak görülüyor.

Merkel’in en önemli özelliklerinden biri, uzun süredir sahip olduğu görüşleri kendisine sunulan yeni bilgilerin ışığında değiştirebilmesi. Siyasette uzun yıllardır sürdürdüğü başarılı ve istikrarlı tabloyu bu özelliğine borçlu olduğunu söyleniyor. Örneğin siyasi hayatı boyunca nükleer enerji taraftarı politikalara sahip olan Merkel, yaşanan felaketlerin ardından yeşiller hareketinin yakaladığı ivmeyi seziyor ve nükleer güvenlik konusundaki raporları inceleyerek ülkedeki tüm nükleer enerji santrallerinin belli bir süre içerisinde kapatılacağını açıklıyor.

Aynı zamanda vereceği kararların üzerine uzun uzun düşünen biri. Bu durumu şöyle açıklıyor; “İnsanlar genellikle beni hızlı hareket etmediğim için suçluyorlar. İşleri uzun sürede halletmeme neden oluyor fakat bütün seçenekleri gözden geçirmek ve buna göre hareket etmek çok önemli. Senaryoların üzerinden geçmek önemli ve bu senaryolar hiçte basit değil. Verdiğim kararla bir süre yaşamayı deniyorum. Neredeyse bütün bir gün boyunca onu düşünüyorum. Nasıl gelişeceğini görmek istiyorum. Ne anlama geleceğini, insanların onun hakkında ne düşüneceğini, kimin eleştireceğini hepsini göz önünde bulunduruyorum.''

Bir diğer dikkat çeken özelliği ise ketum tavırları ve mütevazı hayat tarzı. Dünyanın birçok ülkesindeki mevkidaşından farklı olarak sıradan bir apartman dairesinde yaşıyor, mutfak alışverişini kendi yapıyor, yeri geldiğinde tarifeli uçakla seyahat ediyor. Bu tarz siyasetçi örneklerine az rastlanması sebebiyle, Merkel medyanın da büyük ilgisini çekiyor. Kendisi fanatik denilebilecek derecede futbol hayranı olan bir isim. Federal Meclis’teyken bile zaman zaman maçları dinlediği söyleniyor.

Bir diğer dikkat çekici anekdot ise 2007 yılında Putin ile yaşadığı gerilimden. 1995 yılında bir köpek tarafından saldıraya uğraması üzerine, köpeklerden korkmaya başladığı biliniyor. Peki bunun Putin ile ne alakası olabilir diyeceksiniz.. 2007 yılında Almanya ziyaretini gerçekleştiren Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, basın toplantısına labrador retriever cinsi köpeğini de getiriyor. Tabi, Merkel bu durumdan oldukça rahatsız oluyor. Putin, sonrasında kendisini korkutmak istemediğini iddia etse de, Merkel’in kendisine verdiği yanıt şu şekilde oluyor; “Neden bunu yapmak zorunda olduğunu anlıyorum - bir erkek olduğunu kanıtlamak için ... Kendi zayıflığından korkuyor"

Bu cümleyi duyan herkes Merkel’in feminist olduğunu düşünebilir. Fakat kendisinin “feminizm” ile olan ilişkisine baktığımızda şaşırtıcı bir tablo görüyoruz. Çünkü Merkel belli bir süre kendisini “feminist” olarak tanımlamaktan özellikte kaçınıyor. Birçok kişi bunu siyasi bir tutum olarak algılasa da, bu durumu şöyle açıklıyor: “Alice Schwarzer gibi kadınların feminist olduğunu düşünüyorum veya 100 yıl önce kadınların oy hakkı için başka kadınlarla birlikte savaşan ve kazanan Marie Juchacz’ın. Yanlış bir övgü almak istemiyorum. Bu isimler hayatları boyunca benim yaptığımı iddia edemeyeceğim şekillerde kadın hakları için mücadele ettiler. Tabii ki, bir kadın olarak ben de diğerleri gibi kendi yolumu bulmalıydım, böylece bir gün gerçekten cinsiyet eşitliğine giden yolu bulabilirdik. Her alanda eşitlik bana mantıklı geliyor.”

Aynı röportajda söylediği bir başka sözün de oldukça önemli olduğunu düşünüyorum."Bir erkek için, art arda yüz gün mavi takım giymek hiç sorun değil. Ama ben aynı ceketi iki hafta içinde dört kez giyersem, eleştiriler yağmaya başlıyor.”  Bu cümleden de anlayacağınız üzere, bazen çok derine inmeye gerek kalmadan da bazı şeyleri görebiliyorsunuz.

Merkel, kısa bir süre önce 2021 yılı itibariyle görevine devam etmeyeceğini ve yeniden aday olmayacağını açıklamıştı. Yani, siyah ceketlerin arasında adeta parlayan o rengarenk ceketleri bir süre göremeyeceğiz.. Bir süreden kastımız da, yenisi gelene kadar diyelim.

Görevde olduğu 15 yıl içinde, 14 kez “dünyanın en güçlü kadını” seçilen Angela Merkel’in emeklilik süreci oldukça huzurlu geçecek gibi duruyor. Çünkü hem Almanya’nın tüm dünyanın özendiği derecede mutlu ve refah içinde yaşayan vatandaşların olduğu bir ülke haline gelmesine, hem de birçok kadının güçlü bir rol modele sahip olmasına katkı sağladı. Umuyorum ki, kendisi gibi isimlerin sayısı her geçen gün artar.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!''

YORUM YAPILMAMIŞ

YORUMUNUZU GÖNDERİN