KadınPod podcast serisinin yedinci bölümü Cumhuriyet Bayramı’na denk gelince, sizlere Cumhuriyet çınarlarımızdan, 106 yaşında dahi yaşam enerjisinden hiçbir şey kaybetmeyen, dünyanın sayılı Sümerologlarından Muazzez İlmiye Çığ’ın hikâyesini anlatmak istedim.
Bu yazıyı podcast olarak dinlemek için:
*Alternatif dinleme linkleri yazının sonunda yer almaktadır.
MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ
‘’Cumhuriyet çınarı’’ dediğimizde çok sayıda isimle karşılaşabiliyoruz ama bunlar arasında en öne çıkan isimlerden birisi, mesleğine verdiği emek sayesinde dünyanın sayılı Sümerologlarından biri olan, 106 yaşında dahi yaşam enerjisinden hiçbir şey kaybetmeyen, Cumhuriyetin bizlere kazandırdığı en değerli isimlerin başında gelen Muazzez İlmiye Çığ.
Kendisi tam anlamıyla yaşayan bir tarih ve ‘’Muazzam Muazzez’’ adının hakkını veren bir kadın. Cumhuriyet’in nasıl zorluklarla ve özveriyle bugünlere geldiğini öğrenmek istiyorsak, sadece tarih kitaplarına değil aynı zamanda o dönemi yaşamış olan kişilerin yaşam hikâyelerine de bakmamız gerekiyor. İşte tam da bu sebeple, sizlere Muazzez İlmiye Çığ’ın hikâyesini anlatmak istiyorum.
Muazzez İlmiye Çığ, 20 Haziran 1914 tarihinde Osmanlı Devleti’nin Bursa şehrinde doğuyor. Ailesi köken olarak Kırımlı göçmenlerden oluşuyor. Babası Kırım'dan Amasya Merzifon'a, annesi ise Kırım'dan Bursa'ya göçen bir aileden geliyor. Babası maddi durumu çok da iyi olmayan bir aileden gelmesine ve üstelik o zamanlarda kız çocukları ikincil evlat olarak görülmesine rağmen, daha kızı doğmadan ona Fransızca ve keman dersleri aldırmayı hayal eden bir adam. Kızına ikinci isim olarak neden İlmiye’yi verdiğini de ‘’Bak kızım, bu adı ilim sahibi olasın diye koydum.’’ diyerek açıklıyor.
Üç yaşına kadar Bursa’da yaşıyor, ardından babasının tayini sebebiyle Bilecik’e gidiyorlar. Hatta bu dönemde I. İnönü Muharebesi'ne oldukça yakından şahit oluyorlar. Sonrasında ise savaş şartları gereği sürekli yer değiştirerek, ailecek sırasıyla önce Eskişehir’e, oradan Ankara’ya ve son olarak Çorum’a gidiyorlar. Muazzez İlmiye Çığ, ilkokula Çorum'da başlıyor. Babası da Çorum’da öğretmenlik yapmaya başlıyor. Daha sonra çocukların daha iyi bir eğitim alabilmesi için ailece Bursa'ya taşınıyorlar. Babası maddi durumu çok iyi olmamasına rağmen, tüm şartları göze alarak kızı Muazzez’i özel bir okula yazdırıyor. Burada Fransızca ve keman dersleri alan Muazzez, 1926'da sınavla Bursa Kız Öğretmen Okulu’na giriyor ve buradan 1931 yılında mezun oluyor. Mezuniyetinin ardından kariyerine başlıyor ve Eskişehir’de yaklaşık 4.5 yıl boyunca öğretmenlik yapıyor.
Annesinin şapka dikerek kazandığı paralarla aldığı keman sayesinde müzik eğitimine başlayan Muazzez, yıllar sonra Eskişehir’de öğretmen olduğunda Cumhuriyet’in 10. yılını Onuncu Yıl Marşı’nı kemanıyla çalarak ve yanında öğrencileriyle kutluyor. Kendisinin çaldığı ve öğrencilerinin de sözlerini söylediği bu kutlamaların halkın Onuncu Yıl Marşı’nı öğrenmesine katkı sağladığını söylüyor.
15 Şubat 1936 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Hititoloji bölümüne kaydoluyor. O dönemde öğretmenlik yapan kişilerin üniversite bölümlerine kaydolması oldukça kolaylaştırılıyor. Ankara’ya üniversite okumaya gitmeden önceki tek korkusu, maaşını kaybedecek olması ve destek olamayacağı için aile bütçesini sarsmaktan korkması. Ankara’ya gittiği arkadaşıyla birlikte bir konağın tek göz odasında yaşamaya başlıyorlar. Elektriksiz, gaz lambaları eşliğinde, yeri geldiğinde tek kişilik yemeğin paylaşıldığı ve duş almak için fakültenin yurduna gidilen bir yaşam bu.. Bir süre sonra, Ankara’daki konsolos çocuklarından birine tarih ve Türkçe dersleri vererek tekrar parasını kazanmaya başlıyor. Ardından notlarının da çok iyi olmasının sebebiyle yurta yerleşmeye hak kazanıyorlar.
Muazzez İlmiye Çığ, Hititoloji bölümüne tesadüfen yazılıyor aslında. O günlerde hangi bölümlerde kontenjan varsa öğrenciler o bölümlere yönlendiriliyorlar. Muazzez babasına Alman filolojisi okumak istediğini söyleyince babasından ‘’Katiyen olmaz. Atatürk, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni sırf bu bilimler için açtı, filolojiye gidemezsin.’’ yanıtı alıyor. 4 yıllık üniversite öğrenimi boyunca 4 dil öğreniyor. Bu diller; Hititçe, Akadca, Sümerce ve Almanca. Okulda tarihi tabletleri hızlıca okumasıyla tanınıyor.
1933 yılında Almanya’da Hitler’in yükselmeye başlamasıyla birlikte, Yahudi eğitimcilerin çoğu işlerini kaybetmeye başlıyorlar. Birçok ülkeye başvurmalarına rağmen hiçbir ülke kabul etmiyor. Bu dönem, aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk’ün yükseköğretimi kapsamlı bir hale getirmek için yoğun şekilde çaba sarf ettiği bir dönem. Almanya’daki birçok hocanın Türk hükümetinin koruma taahhüdüyle birlikte Türkiye’ye gelmesini sağlıyor. Gelmelerinden bir yıl sonra Hitler geri gönderilmelerini istese de, Türkiye Cumhuriyeti geri göndermiyor. 1933-1945 yılları arasında en az iki yüz bin bilim insanı ve göçmen Türkiye’ye geliyor ve bu bilim insanları ülkemizde çağdaş bilimin temellerini atan isimler arasında yer alıyorlar.
1940 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne uzman olarak atanıyor. Müzede çalıştığı 33 yıl boyunca meslektaşları ile birlikte müzenin deposunda bulunan Sümer, Akad ve Hitit dillerinde yazılmış 74.000 tableti temizleyip, sınıflandırıyor ve 3000 tabletin kopyasını yapıp katalog halinde yayınlıyorlar. 1941 yılında yaklaşan İkinci Dünya Savaşı tehlikesi sebebiyle, müzedeki değerli eserler sandıklarla Niğde’ye gönderiliyor. Müzede bulunan heykeller ve lahitlerin de herhangi bir bomba saldırısında zarar görmemesi için üzerleri kum torbalarıyla kapatılıyor. Muazzez İlmiye Çığ, hem eserlerin güvenli bir şekilde gönderilmesi hem de sonrasında İstanbul’a geri getirilmesi için oldukça yoğun bir şekilde çalışıyor.
Muazzez İlmiye Çığ, tarih konusunda bilgi sahibi olabilme ve sanata dair ufkun genişlemesi açısından müzelerin açılmasının ve halkın müzelere gitmesinin öneminin altını sürekli çiziyor. Birçok müzenin açılmasına Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülük ettiğini söylüyor.
Sedef Kabaş’ın kendisiyle nehir-söyleşi formatında kaleme aldığı Muazzam Muazzez adlı kitabında cumhuriyetin önemini de şu sözleriyle anlatıyor; ‘’Rönesans sayesinde, Avrupa dört yüz yılda gelişmeye başladı. Eğitime önem vermeye başladı. Bizdeyse neredeyse hiçbir şey yoktu. Ülke yokluk ve fakirlik içinde, eğitimsiz bırakılmıştı. Bu toplum, Cumhuriyet sonrası seksen yıl içinde şaşılacak derecede ilerleme kaydetti. Dünya çapında bilim insanlarımız ve sanatçılarımız var. Bize hep ‘’En hakiki mürşit ilimdir.’’ dendi. Bizler böyle yetiştik. Avrupa’nın dört yüz yılda aldığı yolu, biz seksen yılda aldık. Cumhuriyet’in temeli sağlam olduğu için bu meyveleri kısa sürede topladık.’’
Muazzez İlmiye Çığ, ‘’Hayatta hiçbir şey için geç değil.’’ sözünün gerçekten hakkını veren yegane insanlardan biri. Emekli olduktan sonra, ilk kitabını 80 yaşında yazıyor. Ardından 23 tane daha kitap kaleme alıyor. İlk yazdığı kitap, Sümer’e Yolculuk adında, ilk ve ortaokul çağındaki çocuklara 4000 yıl önceyi o dönemin çocuklarının gözünden anlatan bir kitap. En çok ses getiren kitaplarından birisi ise; Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sümer’deki Kökeni isimli kitabı. Bu kitapta, kutsal kitaplardaki pek çok temanın aslında Sümerlere dayandığını belgelerle ortaya koyuyor. Sümerlilere ait buluntuların, tarihin daha iyi anlaşılmasına yol açtığını söylüyor. En meşhur sözü ‘’Tarih Sümer ile başlar.’’ ise tam olarak buradan geliyor.
Muazzez İlmiye Çığ, bugün tam 106 yaşında. Çalışkanlığı ve yaşam enerjisiyle, yediden yetmişe herkesin örnek alması gereken bir bilim insanı. Yaşam enerjisinin neden bu kadar yüksek olduğuna dair sorulan soruyu da şu şekilde cevaplıyor; ‘’İnsanın hayatta bir işi, ideali, meşgul olacağı bir konusu olmalı. Bu insanı canlı tutuyor, motive ediyor. Yataktan kalktıktan sonra yapacak işi olmayan insanlar boşluğa düşüyor, zamanla yaşama sevincini kaybediyor, hatta çabuk çöküyor. O yüzden insanlar mutlaka uğraşacakları bir meşguliyet, hobi veya faaliyet bulmalı. Yoksa insanın ruhu da emekliye ayrılıyor.’’
‘’En çok nasıl hatırlanmak istersiniz?’’ sorusuna verdiği yanıtın da bir o kadar önemli olduğunu düşünerek sizlerle paylaşmak istiyorum. ‘’Atatürk aydınlanmasının bitmez tükenmez bir neferi ve savunucusu olarak hatırlanmak isterim. Hayatım boyunca bir kadın ve bir birey olarak elde ettiklerimin yani aldığım eğitimin, sahip olduğum iş imkanlarının Cumhuriyetimiz sayesinde olduğunun bilincinde oldum. Emekli olduktan sonra entelektüel birikimimi kitaplar yazarak ve konuşarak insanımızla paylaşmaktan çok mutlu oldum. Toplumumuza pozitif yönde bir katkı sağlamış, insanların hayatını iyi yönde değiştirmiş ve toplumun aydınlanmasını yardımcı olmuşsam ne mutlu bana.’’
Bu yayının ilk yayınladığı tarih 29 Ekim 2020 olacak. Yani, Cumhuriyetimizin 97. yılı. Az zamanda çok büyük işler başaranların, özellikle kız çocukları için eğitimlerinin önündeki engelleri kaldıran ve Muazzez İlmiye Çığ gibi nice değerli isimleri yetiştirenlerin sayesinde her yıl daha da coşkuyla kutlamaya devam ediyoruz. Umutsuzluğa ve yorgunluğa düştüğüm her an, önce Cumhuriyetimizin ne büyük çabalarla neleri yoktan var ettiğine, ardından Cumhuriyet’in etrafında Muazzez İlmiye Çığ gibi serpilen nice çınarlarımıza bakıyorum. Baktıkça güç doluyorum ve ‘’Nice nice 97 yıllara!’’ diyorum.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim, gelecek bölümde görüşmek üzere!''
Alternatif Dinleme Linkleri
Apple: http://apple.co/2JascAs
Google: http://bit.ly/3mEo6zf
SoundCloud: http://bit.ly/31U94gH
YORUM YAPILMAMIŞ
YORUMUNUZU GÖNDERİN