KadınPod #02 | Beyoncé (İkinci Kısım)

KadınPod serisinin ikinci bölümünde toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini ve ırkçılığa karşı duruşunu müziğine yansıtmış, kariyerinin her evresinde çıtayı bir üst noktaya çıkarabilmiş olan Beyoncé’nin hikâyesini konuğum Almina Aksucu ile birlikte anlatıyorum. ‘’Yaşayan efsane’’ olarak anılan bu kadının ismini çok kez duymuş olabilirsiniz ama gerçekten tanıdığınıza emin misiniz?


Bu yazıyı podcast olarak dinlemek için:



 BEYONCE (İkinci Kısım)


Elif: Evet, şimdi büyük güne gelelim. Beyoncé’nin Beyoncé albümünün çıktığını nasıl öğrendin? Bilmeyenler anlamayacak şimdi bu soruyu. Birazdan herkesin kafasında netleşecek.

Almina: Ben o dönemlerde bir çocukla flörtleşiyordum. Buluşmak için erken bir saatte buluşmuştuk. Benim Beyoncé hayranlığımı da biliyordu. Tanıştığım herkese söylerim. Birden bana ‘’Beyoncé albüm çıkarmış.’’ dedi. Ben şok oldum. ‘’Ne? Beyoncé albüm mü çıkarmış?’’ diyerek resmen ittim çocuğu. Telefonu aldım bakıyorum ama bilincimi kaybettim sanki. Beyoncé albüm çıkarmıştı ve bir sürü şarkı, video vardı önümde. Gerçekten şok olmuştum. Sonra 5 saat boyunca sessiz bir şekilde oturup, daha sonrasında da ‘’Bana müsaade!’’ diyerek kalktım.

Elif: Benimki çok derbeder bir hikâye. Sabah uyandım, evdeyim. Her sabah yaptığım gibi tuvalete gittim. Elimde telefonum var. Tuvalette de ne iş görülüyorsa o işi görmeye çalışıyorum. Bir baktım, Beyoncé albüm çıkarmış. Twitter’dan, iTunes’tan birçok bildirim düşmüş. Herhalde orada bir yarım saat boyunca elimde telefonla oturdum. Kalkamadım. O an heyecandan ölebilirdim bile belki.

3 Aralık 2013'te Beyoncé, kendi adını taşıyan beşinci stüdyo albümünü, öncesinde hiçbir açıklama veya tanıtım yapmadan sadece iTunes Store üzerinden yayınladı.Ve tabii ki yine listelere ilk sıradan girdi ve art arda bir numara olan beşinci albümü oldu. Böylece Beyoncé, tarihte ilk beş stüdyo albümü listeye birinci sıradan giren ilk kadın şarkıcı oldu.

Almina: ‘’Beyoncé’’ albümü müzik endüstrisini değiştiren bir albüm oluyor. Bir kere Beyoncé albümün çıktığı esnada bir turun ortasında ve bir gece ansızın iTunes’un ana sayfasında Beyoncé beliriyor. Amerika’da albüm yayınlanma gününü değiştiriyor bu sürpriz albüm. Bütün liste kuralları yeniden oluşturuluyor. Beyoncé bu albümü yayınlarken çok korktuğunu söyleyerek büyük bir risk aldığının farkında olduğunu ifade ediyor. Albümdeki Ghost şarkısında da ‘’Bundan para kazanmayabilirim’’ diyor ve plak şirketlerine bu konuda güvenmediğini de belirtiyor. Fakat bütün korkuları yersiz çıkıyor diyebiliriz. Albüm sadece 3 gün içerisinde 800.000 satıyor.

Albüm aynı zamanda görsel bir albüm. Yani, her şarkının kendi videosu var. Albümde genel temalar kadın cinselliği, annelik, mükemmeliyetçilik, feminizm ve sevgi diyebiliriz. Mesela Pretty Hurts’te kadınların maruz bırakıldığı toplumsal güzellik algısı eleştiriliyor.


Elif: Orada şu tema var: ‘’Güzellik acıtır.’’ Benim çok sevdiğim bir söz o. O kadar güzel olmak istiyorsan, o kadar çok da bedel ödemen gerekiyor. Fakat bu bedeli neden ödüyorsun? Aslında tamamen toplumun sana dayattığı şeyler yüzünden ödüyorsun bu bedeli.


Almina: Bunu gösteriyor ve eleştiriyor aslında.


Elif: Çok enteresan bir şarkı o açıdan.


Almina: Yeme bozukluklarından, güzellik yarışmalarına, moda dergilerine kadar pek çok şeyi eleştiriyor. Bir nevi onun da kariyeri boyunca kilo konusunda maruz kaldığı psikolojik şiddeti ele alıyor burada.


Bu albümün genelinde aslında annelik sonrası Beyoncé’nin kadınlığa ve feminizme dair bakış açısını genişlettiğini görüyoruz. Bence bu albüm ve kariyerinin aldığı hâl ile feminizm konusunda daha da derine ineceğinin sinyallerini bize önceden vermiş oluyor.


Elif: İniyor da... 16 Nisan 2016'da Lemonade albümünün kısa bir filmi yayınlanıyor. Tam bir hafta sonra 23 Nisan'da albüm, yine bir müzik stream platformu olan Tidal üzerinden yayınlanıyor. Artık şaşırmayacağını biliyorum ama ben yine de söyleyeyim, Beyoncé'nin bu albümü de listelere birinci sıradan giriş yapıyor.


Almina: İlk 6 solo albümü de listelerde bir numara olan ilk kadın sanatçı oluyor. Lemonade görsel bir albüm. Bu dönemde Beyoncé, bence ilk defa bu kadar kişiselleşiyor sanatında. Kendi aşkı, sonrasında gelen kalp kırıklığı ve bu kırıklığı onarma hikâyesi ile siyahi kadınların deneyimlerini bütüncül bir şekilde aktarıyor. Feminizm, siyahilerin maruz kaldığı ayrımcılık, polis şiddeti gibi konuları çok daha açık bir şekilde ele aldığını görüyoruz.


Filmde siyahi kökenlerine büyük göndermeler yapıyor. Aslında albüm öncesinde 2016’da gerçekleşen Superbowl’da Formation’ı söylüyor ve yeni albümünün ilk teklisi olarak tanıtıyor. Şarkı Amerika’daki siyahilere yönelik polis şiddetini eleştiriyor ve Beyoncé özellikle kızı Blue Ivy’ye yönelik ırkçı yorumlara da yanıt veriyor. Her zamanki gibi tüm duygularını sanatı ile yansıtmaya devam ediyor.


Şarkı özellikle Amerika’da şok etkisi yaratıyor ve ırkçı-beyaz kesimin hakaretlerine maruz kalıyor. Televizyondaki muhafazakar kanallarda her gün Beyoncé’ye yönelik eleştirilerin olduğu programlar ve bu programlarda ‘’Beyoncé’yi boykot edin!’’ gibi çağrılar yapılıyor. Bu şarkıyla birlikte, Beyoncé için artık bu noktadan bir geri dönüş olmadığını da biliyoruz. Artık herkese hitap etmek ya da çok satmak gibi bir derdi yok. Albümü Spotify’a bile koymuyor. Yayınlandıktan çok uzun süre sonra koyuldu.


Elif: 2017 yılına geldiğimizde, Beyoncé’nin tekrar dünyayı kasıp kavurduğu bir olay gerçekleşiyor. Ve tahmin edersiniz ki, maalesef bu Beyoncé’nin başarıları ile pek ilgili değil. İkinci hamileliğini açıkladığı zaman, Instagram’da bir şok etkisiyle en çok beğenilen fotoğraf oluyor. Beyoncé çok zor bir hamilelik geçiriyor ve çok zor bir doğum yapıyor. Bu dönemde 100 kiloya yaklaşmış bir halde, Coachella gibi festivalin baş sanatçılığına hazırlanmaya başlıyor. Peki buradaki en önemli sorun ne? Beyoncé’nin bu festivaldeki performansından önce kilolarından çok hızlı bir şekilde kurtulması gerekiyor. Kilo verme hikâyesi, zayıf gözükmekten çok Beyoncé’nin felaket kondisyonlu performasına çıkabilmesi için vücudunu hazır hâle getirmesiyle alakalı.


İzlediniz mi bilmiyorum ama Beyoncé’nin özellikle dans performansları çok iyi dansçıların bile yapmakta zorlanacağı kadar zor figürler içeriyor. Özverili bir çalışma sonrasında, Beyoncé vermek istediği bütün kilolardan kurtuluyor. İnanın, tarihteki en efsane Coachella performansını sergiliyor. Hâlâ izlemeyenler varsa Netflix’teki Homecoming belgeselini herkese tavsiye ediyorum. Bu arada şunu söylemeden de bu konuyu geçmek istemiyorum. Beyoncé’nin son albümünde başladığını söylediğimiz o politik duruş, Homecoming’te de kendini gösteriyor. Bu duruşu anlatmak istersek sence nasıl anlatabiliriz Almina?



Almina: Homecoming’te Afrika kültürüne dair mistik öğeleri görüyoruz. Aynı zamanda, Beyoncé’nin kökenlerine dönüş tarzında bir vurgusu olduğunu düşünüyorum burada. Bu duruşu 2016 yılından beri de güçlü bir şekilde devam ediyor bence. Sonrasında Jay-Z ile birlikte yaptıkları ‘’Everything Is Love’’ albümünün kapağı, Louvre Müzesi’nde Apeshit klibini çekmeleri vs. Müzede sadece bir tane köle olmayan Afrikalı siyahi kadın resmi bulabiliyorlar. Bu çok enteresan bir durum. Oradaki detaylar da çok çok önemli.


Elif: Sonrasında bu politik duruşun en zirve yaptığı nokta da, Lion King yani Türkçesiyle Aslan Kral filmi için özel olarak yaptığı The Gift albümü oluyor.


Almina: Bence de öyle. Bu çok satar, bunu herkes dinler, listelerde bir numara olur şeklinde düşünmüyor. The Gift, o politik duruşu pekiştirdiği bir albüm. Kökenlerini de kapsayan bir müzik yolculuğuna çıkıyor. Bu albümde afrobeatleri ön planda görüyoruz. Belki dünyada milyonlarca satacağını ön görmediğimiz bir şey. Ama Beyoncé’nin gücünü kullanarak bu sanatçıları ön plana koyması oldukça önemli. Sesi zor duyulacak hikâyeleri anlatması da bir o kadar önemli. The Gift bence bunun zirvesi. Özellikle devamında çıkan ve 1 yıl sonra bizimle buluşan Black Is King filminde de bunu görüyoruz.


Siyahi bir geleceğin nasıl görünebileceğine dair öğeler içeren, Lion King’i paralel bir dünyada anlatan, Afrika kültürünün çok detaylı şekilde betimlendiği bir iş olduğunu görüyoruz. Afro-fütürizm dediğimiz şey de bu aslında.


Elif: Bence son olarak da, Beyoncé’nin bizim için ne anlam ifade ettiğinden bahsetmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Açıkçası kendi çocukluğumdan bu yana gelen sürece baktığım zaman, eğer Beyoncé gibi bir sanatçı hiç olmasaydı ve ben onun müzikleriyle hiç tanışmasaydım, onunla büyümeseydim, onunla büyürken onun müziğinin bize ne demek istediğini keşfetmeseydim belki bugün kadın meselesini ve kadınların içerisinde bulunduğu eşitsizlikleri bu kadar önemseyen bir insan olmayabilirdim.


Almina: Ben de kesinlikle öyle düşünüyorum. Çünkü çok küçük yaşlarda onunla ve onun ‘’girl power’’ temasıyla tanışmış olduk. Bence küçük bir kız için çok güzel bir şey bu. Onunla büyüyorsun, onun şarkılarındaki imaları dinliyorsun. Onun o güçlü karakteri sana güç veriyor. Benim için bir de şöyle bir özelliği var Beyoncé’nin. Ben de çocukken çok utangaç bir çocuktum. Beyoncé’nin çok utangaç olması, anksiyete sahibi bir insan olması, fakat sahnede çok başarılı ve hırslı olması beni çok etkilemişti. Anksiyete sahibi olan bir insan, işini çok iyi yapmak için çok çalışır. Çünkü rezil olmak istemez. Beyoncé de röportajlarında söylemişti bunu. ‘’Ben çok çalışıyorum çünkü hata yapmak istemiyorum. Sahneye çıktığımda çok iyi olmak istiyorum.’’ şeklinde. Bunun benim hayatımdaki yeri Beyoncé kadar olmasa da, elde ettiğim başarılarda etkisi olan bir durum. Benim de çocukluğumda anksiyete problemlerim vardı, o kadar ünlü ve başarılı bir figürün de aynı şeylere sahip olduğunu görmek bir genç kız için güzel bir şey.


Elif: Bir şeyi eleştirmeden bu yayını bitiremeyeceğim. Eleştirim de şuna olacak. Türkiye’de Beyoncé dediğimiz zaman klasik bir pop sanatçısından, onun giydiklerinden, onun evliliğinden, magazinsel yönünden ya da bir şarkısı çok satıyorsa ondan bahsedildiğini görüyoruz. Beyoncé’nin belli bir yaşından sonra kendi müziğini yapmak için uğruna mücadele ettiği nokta da şunu da görüyoruz; müzik asla sadece müzikten ibaret bir şey değildir. Gerçek bir müzikse dinleyenine bir mesaj veriyor. Ama baktığımız zaman medyanın genellikle Beyoncé’nin vermek istediği mesajı da göstermediklerini görüyoruz. O yüzden de, hikâyesi bilinmeyen bir isim aslında.


Almina: Çok ünlü olmasına rağmen arka planı bilinmeyen bir sanatçı. Bu da enteresan bir durum.


Elif: O da medyanın ne göstermek istediğiyle alakalı. Biraz buna dikkat etmek gerekiyor. Söz konusu kadın olduğu zaman özellikle kadınların belli kalıplara sokulduğunu görüyoruz. Başarılı bir işleri varsa, o başarılı işlerin sadece belli kısımları gösteriliyor. Bu da benim bu konuyla ilgili söylemek istediğim son şey. Bizi dinlediğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Alminaya da podcast serimin ilk konuğu olduğu için çok teşekkür ediyorum. Bu konuyu senden başka biriyle konuşamazdım.


Almina: Konuşmayı en sevdiğimiz konu. Çok teşekkür ederim.


Elif: Gelecek bölümde görüşmek üzere!




ALTERNATİF DİNLEME LİNKLERİ

Google: https://bit.ly/303b3yl

SoundCloud: https://bit.ly/3kNR9zn

YORUM YAPILMAMIŞ

YORUMUNUZU GÖNDERİN