KadınPod serisinin ikinci bölümünde toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini ve ırkçılığa karşı duruşunu müziğine yansıtmış, kariyerinin her evresinde çıtayı bir üst noktaya çıkarabilmiş olan Beyoncé’nin hikâyesini konuğum Almina Aksucu ile birlikte anlatıyorum. ‘’Yaşayan efsane’’ olarak anılan bu kadının ismini çok kez duymuş olabilirsiniz ama gerçekten tanıdığınıza emin misiniz?
Bu yazıyı podcast olarak dinlemek için:
*Alternatif dinleme linkleri yazının sonunda yer almaktadır.
BEYONCE (Birinci Kısım)
Elif: Önceki bölümde Nezihe Muhiddin ile birlikte baya uzak bir geçmişe gitmiştik. Bu bölümde ise günümüze geliyoruz ve hala yaşayan bir efsaneyi konuşacağız. Programın tanıtımında “İsmini bildiğiniz ama hikâyesini bilmediğiniz” diye bir tanımlama da kullanmıştım. Bu bölümde bazılarının ismini de bilmediği bir kadından bahsedeceğiz. Çok önemli bir bilgi geliyor şimdi. Açıklıyorum. Beyoncé’nin ismi “Biyons” değil. Gerçekten değil. Yanlış duyduğumuzda ve düzelttiğimizde bazıları kızıyor ama, bu Beyoncé hayranları için “Bayan değil kadın!” gibi bir şey.
Peki neden Biyons değil de Beyoncé?
Almina: Çünkü Beyoncé isminin son harfindeki e’nin üstünde bir şapka var ve bu şapka varken okuduğunuzda ‘’Biyonse’’ diye okumanız gerekiyor.
Elif: Ah, Beyoncé tanrısı konuştu. Nereden geldi bu ses?
Hayattaki en güzel şeylerden biri, tutkulu olduğunuz bir konu hakkında en az sizin kadar tutkulu olan bir insanla konuşabilmektir. Almina ile ortak tutkumuz olan çok şey var aslında. Ama bunlardan en öne çıkanı Beyoncé. Çünkü tanışmamızın sebebi de o. Ortaokul-lise zamanlarımızda farklı Beyoncé fan sayfalarının yöneticiliğini yaptığımız zaman yollarımız ilk defa kesişmişti. Sonra aynı fakültede yollarımız bir kez daha kesişti. Bir daha da ayrılmadık. Hatta hayalini en çok kurduğumuz yolculuğa da birlikte çıktık. Dünyanın ve Türkiye’nin en çalkantılı yıllarından biri olan 2016’da türlü zorluklarla olsa da Belçika’ya Beyoncé konserine gitmeyi başarabildik.
Şimdi de 39 yaşındaki, yaşayan bir efsanenin hikâyesini sizlere anlatacağız. İddia ediyorum, söz konusu Beyoncé olunca Türkiye sınırları içerisinde daha iyisini bulamazsınız. Bi kişi var galiba ama biz onu henüz tanımıyoruz. Ekşi sözlük’te ‘’brooklyncarter’’ ismiyle yazıyor. Kadın olduğuna eminim. Bence o da en az bizim kadar iyi. Ama henüz tanışmadık kendisiyle. Olur da bir şekilde bu yayını dinlerse, umarım bizi bulur.
Almina: Bizi bul brooklyn carter. :)
Elif: Evet başlayalım. Beyoncé Giselle Knowles-Carter 4 Eylül 1981’de Houston,Teksas'ta doğuyor. Çocukluğundan itibaren şarkıcılık ve dans konusunda oldukça tutkulu olduğunu söyleyebiliriz. Öyle değil mi?
Almina: Evet aslında öyle. Beyoncé çok utangaç bir çocuk, okulda da epey zorlanıyor bu yüzden. Fakat ailesi şarkı söylemeyi ve dans etmeyi sevdiğini fark ediyor ve o anlarda da utangaçlığının kaybolduğunu görüyorlar. Babası satış temsilcisi fakat gençliğinde de müzikle ilgiliymiş. O dönemlerde annesinin birikimiyle açtığı küçük bir kuaförü var. Beyoncé kuaförde yerleri süpürürken müşterilere tutuyor ve onlara şarkılar söyleyerek konserler veriyor. Ailesi de buna kayıtsız kalmıyor, dans edip şarkı söyleyebileceği fırsatlar yaratıyorlar. Bir hoca ile dans çalışmasını sağlıyorlar ve hocanın da desteği ile ulusal bir yarışmaya katılıyor. Hala çok utangaç ve özgüvensiz aslında. Imagine’i söylüyor ve 7 yaşında iken bu yarışmayı kazanıyor.
Ailesi bir nevi kendi işlerini güçlerini bir kenara koyup Beyonce’ye odaklanıyorlar. Çünkü yeteneğinin farkına varıyorlar. Babası o günlerden itibaren kariyeri için çok önemli bir figür haline geliyor. Beyoncé biraz da babasının zoruyla her sabah yaklaşık 5 km şarkı söyleyerek koşuyor, ses egzersizleri yapıyor. Çok küçük yaşlarından itibaren babası ile çok disiplinli bir şekilde çalışmaya başlıyorlar.
Elif: Bunu ben ilk duyduğumda şoka uğramıştım. O yaştaki bir çocuk için ciddi bir olay bu.
Almina: O yaşlarda her sabah kalkıp koşmak, şarkı söylemek zor. Ama tabii onun da Beyoncé’ye olan katkısı çok büyük oluyor. Şu an aynı anda şarkı söyleyebiliyor, dans ediyor ve hiçbir zaman nefes kontrolünü kaybetmiyor. Bu da çok büyük bir başarı ve bunu en iyi yapan sanatçı da Beyoncé.
Elif: Zaten o yaşlardan beri de herkes ileride çok büyük bir sanatçı olacağının farkına varıyor.
Almina: Evet. Şan dersleri alırken oradaki hocaları fark ediyor. Herkes ondan umutlu geleceğe dair.
Elif: Zaten yanılmıyorlar bu umutlarında. 1996 yılında kariyerine Destiny's Child grubu ile başlıyor. Günümüzde hala en çok dinlenen kadın grupları arasında ve bu grubun da öne çıkan ismi o zamandan beri hep Beyoncé oluyor.
Almina: Aslında değişikliklere uğrayan bir grup bu. İlk hali ile son hali arasında büyük farklılıklar var. Bence son halini biliyordur çoğu kişi büyük ihtimalle. Kelly, Beyoncé ve Michelle’den oluşan üçlüyü. Ondan önceki grup üyeleri ile çok yakın arkadaş olmalarına rağmen büyük bir anlaşmazlığa düşüyorlar. En güzel kıyafetleri Beyonce’nin giydiğini, şarkılarda en güzel yerleri onun söylediğini, babası menajerleri diye onu kayırdığını düşünüyorlar. Bir huzursuzluk çıkıyor grup arasında. Bu huzursuzluğun sonu da, grubun dağılması oluyor. Bu ayrılık Beyoncé’yi çok derinden etkiliyor ve ağır bir depresyon geçirmesine sebep oluyor. Fakat grup daha sonra 3 kişi olarak devam ediyor. Bu haliyle de inanılmaz başarılar yakalıyorlar.
Yani Survivor, Bootylicious, Lose My Breath, Emotions, Independent Women gibi şarkılar yapıyorlar ve hepsi çok başarılı oluyor. Mesela Independent Women 12 hafta boyunca 1 numara oluyor. Beyoncé, disiplini ile gerçekten bu grubun parlayan yıldızı oluyor. Ses tonunun güçlülüğü, şarkı yazarlığı, kişiliği ile kısa zamanda grupta ön plana çıkmayı başarıyor. Grup daha sonrasında aralarında hiçbir zaman sorun olmadığını fakat bir yandan solo olarak da devam etmek istediklerini açıklıyor ve işte biz Beyonce’yi o günden sonra çok daha yakından tanımaya başlıyoruz. İyi ki de tanıyoruz diyelim!
Elif: Aynen öyle, ben de tam onu söyleyecektim. İyi ki kariyerine solo olarak devam ediyor. İlk solo albümü olan ve çıktığı gibi listelerde birinci sıraya yerleşen Dangerously in Love, 2003 Haziran’ında yayınlanıyor. Benim de ilk tanışmam tam olarak bu dönemde. Babamın eve bir kasetle gelmesiyle başlıyor.
Almina: Beyoncé, Dangerously In Love’daki şarkıların üzerinde çok uzun süre çalışıyor. Pek çok şarkı kaydediyor bu albüm için. Hatta o kadar çok şarkı kaydediliyor ki, ben hep ‘’Bu şarkılar nerede?’’ diye merak ediyorum.
Elif: Duyacağız ama ne zaman duyacağımızı söylemem üzücü olacak.
Almina: Yok, hayır. Duymak istemiyorum. Ben şu an duymak isterdim.
En son seçtiği şarkılarla plak şirketine bir sunum yapıyorlar ve Beyoncé’ye ‘’Bu albümden 1 hit bile çıkmaz’’ deniyor. Beyoncé, yıllar sonra bir konserinde buna cevap veriyor ve ‘’Evet 1 hit çıkmadı, çünkü 5 hit çıktı’’ diyor. Crazy In Love, Baby Boy, Naughty Girl, Me Myself And I, Dangerously In Love gibi hitleri oluyor bu albümün. Albümdeki çoğu şarkı hem Amerika’da hem dünyada büyük başarılar elde ediyor. Herkesin gözü birden Beyoncé’nin üzerine çevriliyor. Crazy In Love başlarken ‘’you ready?’’ diye soruyor ya, çok haklı bir soru aslında o. Dünya hazır değilmiş bence bu kadarına. Ben değilmişim en azından. O dönemler bilmezdim böyle olacağını. İnsan hissediyor ama bu kadar da büyük olmaz diye düşünüyor.
Dönemin en başarılı siyahi kadın sanatçısı olma yolunda hızla ilerliyor. Basamakları hızla tırmanıyor. İlk performansını sergiliyor bir ödül töreninde ve bu ilk performansların olduğu süreçte her birinde farklı bir şeyler yapmaya çalıştığını görüyoruz. Her performansta kendini biraz daha geliştiriyor.
Elif: Sonrasında ikinci solo albümü B'Day, Beyoncé’nin yirmi beşinci doğum gününe denk gelecek şekilde 2006 yılında yayınlanıyor. Listelere ilk sıradan giren ikinci albümü oluyor.
Almina: Bu dönem tamamı kadınlardan oluşan bir orkestra grubu kuruyor. Birlikte dev bir tura çıkıyorlar. Acayip vokaller, zıplayarak şarkı söylemeler, enstrümanların uyumu derken her şey muhteşem. Hatta o dönemde Fenerbahçe’nin 100.yıl kutlaması için Türkiye’ye de gelecekti fakat maalesef iptal oluyor konser.
Elif: Bu olay var ya, hayatta benim başıma gelmiş en kötü şeylerden biri olabilir. Eğer gerçekleşseydi başıma gelmiş olan ve gelecek olan en güzel şeylerden biri de olabilirdi. Baya yarama parmak basıldı. Olmadı..
Almina: Maalesef.. Yine bu dönemde çok büyük hitlere imza atıyor. Örneğin Irreplaceable haftalarca 1 numara kalıyor listelerde, en çok indirilen zil sesi oluyor. Yine bu dönem pek çok ödül de kazanıyor. O arada çok sevdiği bir sanatçı olan Diana Ross’u canlandırdığı bir filmde de oynuyor. Herkesin bildiği Pembe Panter karakteri için çekilen bir filmde oynuyor. Reklamlarda yer alıyor. Her yerde onu görmeye başlıyoruz. Kalıcı olacağının sinyallerini bu dönemdeki performansları ve çalışmaları ile anlıyoruz. Bu dönem bir de Shakira ile yaptıkları Beautiful Liar düeti de oldukça ses getiriyor. Benim çok sevdiğim bir şarkı ve hala en çok dinlenen kadın düetlerinden bir tanesi.
Elif: Sonrasında zirveye oturduğunu ve kolay kolay da inmeyeceğini kanıtladığı I Am... Sasha Fierce geliyor. 18 Kasım 2008'de yayımlanıyor ve art arda bir numara olan üçüncü albümü oluyor. Benim en favorim olan ama kendisinin bile söylediğini unuttuğu şarkı da bu albümden.
Almina: Ben biliyorum o şarkıyı. Save The Hero olabilir mi?
Elif: Evet ama kendisi bile unuttu bu şarkıyı söylediğini.
Almina: Bu albüm aslında Beyoncé’yi anlatıyor. Beyoncé özel hayatında çok utangaç ve sakin bir insan iken sahneye çıktığında resmen devleşiyor, kendini kaybediyor ve yeni bir karaktere bürünüyor. Bu albümün bir tarafında o sahnedeki haline verdiği isim olan Sasha Fierce’ı anlatıyor. Diğer tarafında ise daha sakin, daha yavaş, daha duygusal olan bir kişiliği anlatıyor ve bu aslında Beyoncé’nin özel hayatında olduğu kişi.
İnanılmaz başarılar elde ediyor. Şu ana kadar görüyoruz ki, 3 albümde de Beyoncé üst üste koyarak ilerlemiş. Single Ladies teklisi çıktığında dünyanın pek çok ülkesinde 1 numaraya yükseliyor. Bu şarkının oldukça sade ve basit bir videosu var. Tamamen kareografiye dayalı. Fakat bu kareografi o kadar popüler oluyor ki, tüm dünyada parodileri yapılıyor ve bir internet çılgınlığı başlıyor. Herkes videolarını internete yüklüyor.
Elif: Şu dönemde yayınlansaydı, TikTok’ta baya olay olurdu diye düşünüyorum.
Almina: Evet, kesinlikle. Daha büyük bir çılgınlık olurdu.
Bu albümde If I Were A Boy, Ego, Sweet Dreams, Halo gibi hitler var ve Beyoncé bu dönem çok geniş ve kapsamlı bir dünya turuna çıkıyor, neredeyse tüm dünyayı geziyor diyebiliriz. Gerçek bir dünya turu yapıyor. Turun bitmesine çok az bir süre kala da Grammy ödüllerinde rekor kırıyor ve bir gecede 6 Grammy kazanan ilk kadın sanatçı oluyor.
Elif: O turnede İstanbul da vardı bu arada. O da olmadı..
Almina: Ben bu konuları daha fazla konuşmak istemiyorum. Olmadı maalesef.
Elif: 2011 senesi çok önemli. Öncelikle bu sene, Glastonbury Festivali'ne 20 yıldan sonra baş sanatçı olarak katılan ilk kadın sanatçı ünvanını elde ediyor. Festivalin sonrasında da dördüncü albümü 4 yayınlanıyor ve tabii ki listelere ilk sıradan girerek Beyoncé'nin art arda bir numara olan dördüncü albümü oluyor.
Almina: 2010 yılı Beyoncé için biraz sessiz geçse de aslında o yıl kendisi ve kariyeri için çok önemli bir karar alıyor. Kariyerinin başından beri menajeri olan ve omuz omuza çalıştığı babası ile yollarını ayırıyor. Bu ayrılık sonrası epey bir üzüldüğünü belirtse de kariyerinin kontrolünü eline almak istediğini, halihazırda çok fazla sayısal başarı elde ettiğini ve artık farklı şeyler yapmak istediğini ve bu noktada babası ile çok fazla uyuşmadıklarını anlatıyor. Öte yandan bir kadın olarak da, kendi işini kendi yönetmek istediği belirtiyor. 4 albümü aslında Beyoncé’nin yalnız başına olduğu ve çok büyük bir risk aldığı ilk albümü oluyor.
Elif: Risk derken burada tam olarak neden bahsediyoruz?
Almina: Babasının başarıya olan bakış açısı tamamen satış odaklı. Müzik çok satarsa daha başarılıdır gibi. Fakat Beyoncé’nin başarı konusunda zaman içerisinde farklı bir vizyonu oluşuyor. Farklı türleri denemek, risk almak, bilinmeyenleri oluşturduğu geniş kitlesine ulaştırmak gibi. O sebeple, bence 2011 yılı için çok büyük bir risk alıyor. O dönemin en popüler müziği elektronik müzik. Fakat Beyoncé’nin yaptığı albüm R&B bir albüm. Hem de old school bir R&B albüm. Üstelik albüm yayınlanmadan 2 ay önce de sızıyor. Bu da başka bir risk oluyor yayınlanma konusunda.
Elif: O albümde ‘’Run The World’’ diye bir şarkı var. O da sarsıyor ortalığı.
Almina: Run The World herhalde bu albümün en çok ses getiren ve hala günümüzdeki kadın yürüyüşlerinde çalınan bir şarkı. Sembolik bir şarkı. Bir marşa dönüşüyor aslında. Kariyerini kendi yönlendirdiği bu dönemde açıkça ‘’Evet, ben bir feministim.’’ demeye başlıyor. Erkeklerden de tepki toplayan bir şarkı oluyor bu.
Elif: Çok şaşırdım. :)
Almina: Çıktığı ilk dakikalarda izlemiştim ben bu videoyu. Hastaydım ve okula gitmemiştim. Büyülenmiştim cidden! Çok erken bir saatte çıkmıştı. Uyanıktım. Şaşkınlık içerisinde izlemiştim resmen. Şarkıyı çok sevmiştim, videoyu zaten çok sevmiştim. Hele çok çalıştığını söylediği, Billboard Ödül Töreni’ndeki performansı..
Elif: Evet, o gece.. Sabahlamıştım ben.
Almina: Bizim öyle bir durumumuz var zaten, bir ödül töreni varsa canlı izleriz. Aynı gece ‘’Milenyumun Sanatçısı’’ adında bir ödül aldı Beyoncé. O gece biz bilmiyorduk ama aslında ilk çocuğu olan Blue Ivy’e hamileymiş.
Elif: Bu arada o performansı izlemeyenler varsa kesinlikle açıp izlesinler. Hamile kaldığını öğrendiği andan itibaren yürürken bile nazik davranmaya çalışanlar, hamile bir kadının nasıl bir performans sergileyebileceğini ve o çocuğa da hiçbir şey olmayacağını gö
YORUM YAPILMAMIŞ
YORUMUNUZU GÖNDERİN